Mahmut Toptaş – SORUN DİN DIŞI HAYATTIR 16.11.1999

Tarafından   16 Kasım 1999

Mahmut Toptaş – SORUN DİN DIŞI HAYATTIR 16.11.1999

Dilenciler bir toplumun ekonomisinin ve ahlakının grafiğini
gösterirler. Bir kısım ekonomistler televizyon ekranından Türkiye’nin imkanlarının yüzelli milyonu besleyecek durumda olduğunu söylerler ama altmış beş milyonluk nüfusun altmış milyonunun sefalet çizgisinde yaşadığını görüyoruz.

Milyonlarca işçi ve memur sokaklarda hükümetten ekmek parası istiyor. Bir o kadarı da, memur ve işçi olmadığından cami önlerinde dileniyor. Bir kısmı da ar perdesine bürünüyor, dilenemiyor ve ciğerlerinin kanını emiyor.

Bu dilenciler niçin bir holdingin, kartelin, meyhanenin, barın, kumarhanenin önünde dilenmezler de cami önünde dilenirler?

Kadın tacirlerinin elinde oyuncak olan kadınlarımızdan biri istemediği çocuğu doğurunca niçin camii önüne bırakıverir de, o çocuğu kaptığı yerlerin önüne bırakmaz?

Teşviklerin tamamını cebe indirenlerin evlerinin veya bürolarının önüne bir dilencinin yaklaşması mümkün değil. Halk onları ancak televizyon ekranlarında görebilirler. Bir kurşun menzili insanlardan uzak dururlar. Halk onların ne halt ettiğini bilmeseler de onlar kendilerini bildiklerinden etraflarına korku telleri örerler.

Rabbimiz “Maun” suresinde bunun sebebinin dini yalanlamak olduğunu söyler. Ahirete inanmayan, yaptıklarının yanına kâr kalacağına inanan, Kur’an’ın koyduğu kurallara değil, kapitalist ekonominin kurallarına uyan bu insanların yetimin haklarını, fakirin ekmeğini gözetmeyeceğini haber verir.

“Dar’ül Aceze” “Çocuk Esirgeme Kurumu” gibi yardıma muhtaç kurumların bile bütçesine el uzatan ahtapotların televizyonda eli görünüyor ama başı yine görünmüyor.

Çünkü başı Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan sızdırdığı paralarla yeni programlar hazırlıyor.

Kolları ağzına yakın sekiz kollu ahtapota “Niçin yutuyorsun?” denmez. Akrebin görevi sokmak, ateşin görevi yakmak. Kafirin görevi kendi dünyasını yapmak için bütün insanların dünyasını yıkmaktır.

Peygamberinin yolundan giden yolcunun görevi de peygamberi gibi, hakları haksızlardan alıp hak sahiplerine vermektir.

Ebu Cehil, bir yetimin malına el koyar. Yetim her nereye başvurduysa hakkını alamaz. Mekkeli müşrikler Muhammed’e gitmesini söylerler. Peygamber efendimiz Mekke’de daha yeni tebliğe başlamış. İman edenler çok az. Düşmanlar çok fazla. Peygamberimiz eğer Ebu Cehil’in evine giderse Mekkeli müşrikler için büyük bir eğlence olacak.

Peygamberimiz, o haklı gencin önüne düşmüş. Ebu Cehil’in evine gitmiş ve gencin haklarını alıvermiş. O gence “Sen Müslüman değilsin, senin haklarını ben niye koruyayım? Senin rejimin, senin sorunun” dememiş.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Rahmet Peygamberinin rahmet ümmetiyiz. Rahmet gökyüzünden yağarken “Ben akrebin üzerine yağmam bülbülün üzerine yağarım, ben dikenin üzerine değil gülün üzerine yağarım” demez. O, rahmet olur yağar. Güle de, dikene de, bülbüle de, akrebe de rahmet olur.

Rahmet, dikenin sertliğini yumuşatır, akrebin zehrini azaltır. Dünyanın yılan derisi gibi süsüne aldanmaz. Yılanın zehrinden de korkmaz. Hak yolunda yol alırken hak sahiplerine haklarını vererek yürür. Bu hak veriş de annesi babası hatta kendi aleyhine bile olsa doğruluktan ayrılmaz.

“Maun” suresi dine inanmayanların merhametsiz olduklarını, çıkarlarını düşündüklerini bildirdikten sonra bu münafık iki yüzlülerin, çağımızdaki yüzsüzlerin gösteriş için namaz bile kılabileceklerini haber verir.

Efendimiz bizi uyarır;

عن قتادة عن الحسن قال قال رسول الله صلى الله عليه و سلم لا يغرن صلاة امرئ ولا صيامه من شاء صام ومن شاء صلى ولكن لا دين لمن لا أمانة له

”Sakın kişinin namazı ve orucu sizi aldatmasın. Dileyen namaz kılsın, dileyen oruç tutsun. Emaneti olmayanın dini olmaz” (“Abdurrezzak, Musannef, bab ül emanet 11/157 hadis 20192, Beyhaki, Şuab’ül İman, hadis no 4898)

Allah’ın emaneti olan Kur’an’ın tamamını veya bir kısmını veya bir ayetini yalanlayanın namazı veya orucu bizi aldatamaz. Mahmut Toptaş 16.11.1999

(20)

Loading Facebook Comments ...