ABD, BM, AP VE ÇİN YETKİLİLERİ, GÖNLÜNÜZÜN SESİNİ DİNLEYİN 10/02/2020 Pazartesi Mahmut Toptaş

Tarafından   10 Şubat 2020

ABD, BM, AP VE ÇİN YETKİLİLERİ, GÖNLÜNÜZÜN SESİNİ DİNLEYİN
10/02/2020 Pazartesi

Mahmut Toptaş

Sahabeler arasında,

Bilal’i Habeşi,

Suheyb’i Rumi,

Selman’i Farisi,

Caban el-Kürdi,

Mariye el-Kıbtıyye gibi ayrı ırklardan bir çok insanın Müslüman olup “Sahabe” olma şerefine ermeleri,

Sevgili peygamberimizin yanında değerli olmaları,

Arap ırkından olanlarla eşit muamele görmeleri,

Ashabdan bazılarının ırk ayrılığını çağrıştıracak sözler söylendiğinde, sevgili peygamberimizin o sözü söyleyene kızması,

Arafat’taki “Veda Hutbesi” nde “Arab’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba üstünlüğünün olamayacağını,

Üstünlüğün “Takva” da olduğunu, yani Kur’an’ın belirlediği hak ve sorumlulukları, sevgili peygamberimizin anlattığı ve yaşadığı şekilde yaşayanların olduğunu ve bu sözlerin sözde kalmayıp hayata/yaşama geçirildiğini ortaya koyunca,

Şam, Mısır, Bağdat, Bizans, Pers imparatorluklarında yaşayan kölelerin, yabancı ırktan olanların, vergi altında inleyenlerin kurtarıcısı olarak görülmüş ve dünyanın gözleri Mekke’den gelecek haberlere çevrilmişti.

Onun içindir ki sevgili peygamberimizin 23 yıllık peygamberlik hayatında iki buçuk milyon metre karelik toprak üzerindeki insanların gönül fethi gerçekleşmiş.

Tarihte en az zamanda en fazla toprak kazanan insan olarak Cengiz tanıtılır ama girdiği yerlerde hiç kalamamış, geçtiği topraklarda insan kafalarından kaleler yapabilecek kadar insan öldürmüş derler.

Profesör Muhammed Hamidullah merhumun, Türkçeye “Hazreti Muhammed’in Savaşları” diye terceme edilen kitabında verdiği rakamlara göre, iki milyon beş yüz bin metre karelik toprak üzerindeki insanların gönülleri İslam’a kazandırılırken, harp meydanlarında iki taraftan 240 insan ölmüş.

Hedef toprak ve toprağın altı veya üstündeki servet ve hazineler değil, o toprağın üzerindeki insanların, put insanların kurallarına uyacağız diye binlerce, milyonlarca insana zulmederek sonunda ebedi cehenneme insan gönderen put adamların saltanatına son verip ten ve canları/gönülleri Yaratan Rabbin emrine uymalarını sağlamak ve iki dünyalarını güzelleştirmek olduğundan, önce gönüller kazanılınca,

Kadisiye’de Perslere,

Mute’de Bizans’a karşı başarı sağlanırken sayının azlığı bile başarı sayılmıştır.

Mute’de üç bin sahabeye karşı Yüz bin Bizans askeri savaşmış, savaşın ortada kalması, Halid Bin Velid’in ve arkadaşlarının başarısı hanesine yazılmıştır. Allah hepsinden razı olsun.

Bu karşılaşma ve daha önce Bizans Kayseri Heraklius’a yazdığı mektup,

Mektubu Roma’ya gönderen Herakliusun Papası “Dağatır” ın Müslüman olması, yankıları Bizans’ da yayılmaya başlar. (Dağatır için bak: İbni Hacer-il Askalani’nin el-İsabe’de 2/216, Dağatır ضغاطر maddesi No 421, İbn-i hacer, Feth-ül Bari 1/37,43, Üsdülğabe 1/532, İbn-i Sa’d, Tabakat-ü Kübra 1/276, İbn-i Hıbban, Sikat 2/7)

Yani ordulardan önce İslam’ın adı gider oralara ve ezilen halklar Baharı bekler gibi Müslümanları beklediklerinden iş kolaylaşmış.

Emeviler döneminde, Bermekilerin sarayda Vezir/Başbakanlık görevinde bulunmaları, ırk ayrımının olmadığını gösterir.

Osmanlıda sarayda Sultanın dışındakiler arasında her ırktan insanın olduğu bilinir ve hatta bazıları bundan günümüzde şikayetçidir bile.

Ama 600/Altı yüz yıl dünyanın yarısını yönetmek ancak ırk ayrımı yapmamakla mümkin olmuş.

Şu anda bile, Türkiye’de ve tüm halkı Müslüman ülkelerde kiliselerin çanları çalmaya devam ederken, kendilerini medeni sayan Avrupa ve Amerika’da camilerin ezanları cami içinde okunur ve hoparlörden duyurulmaz.

Duyurulmadığı gibi cami yakmalar ve yakanları bulamamalar devam ediyor.

Bosna harbinde Sırpların eline esir olan Müslümanların tutuldukları yerleri ziyaret eden Birleşmiş Milletler temsilcileri, esirlere en kötü muamelenin yapıldığını, aç bırakıldıklarını, banyo yapamadıklarını, ışık göremediklerini, tedavi edilmediklerini, işkenceye tabi tutulduklarını gördükten sonra dağın güneyindeki Müslümanların elindeki Sırp esirleri ziyaret ettiklerinde gözlerine inanamazlar ve hepsinin banyo yapabildiklerini, tedavi edildikleri, yemeklerini verdiklerini ve de işkence edilmediklerini gördüler ve iç dünyalarında “Demek ki insanca yaşamak için Müslüman olmak gerekir” sözünü dışarıya sızdırmadan düşünmüş olmamaları mümkin değildir.

Aynı dağın eteklerinde yaşayan kuzeyde Hıristiyan olanlar, esirlerine zulmederken, aynı dağ aynı ırktan olduğu halde dağın güneyindeki Müslümanların, esirlerine işkence yapmadıkları gibi insanca yaşamalarını sağlamaları, en katı kafirin bile iç dünyasında bir şeylerin kıpırdamasını sağlar.

Müslümanların hepsi Kur’an-i Kerim’in, fakirlere, yetimlere ve esirlere, sevdiğimiz yemeklerden, yani kendimiz ne yiyorsak ondan yedirmemizi ve bu yaptığımız iyiliğe karşı ondan teşekkür bile beklemememizi tavsiye eden ayetini bilmese bile yüzlerce yıldır edindiği İslami davranış gereği şu:

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا

“Sevmelerine rağmen, yemeklerini fakire, yetime ve esire yedirirler.

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا

"Biz ancak Allah rızası için yediririz, sizden bir karşılık ve teşekkür istemeyiz" (derler) ayetin gereğini yerine getirir. (İnsan süresi ayet 76/8-9)

https://soundcloud.com/erbakan/358-ibrahim-suresi-24-34-tefsiri-mahmut-toptas

#MahmutToptas #Mhmt200210

(4)

Loading Facebook Comments ...