YÜKÜMÜZDÜR BİZİ YÜKSELTEN 11/02/2019 Pazartesi MAHMUT TOPTAŞ

Tarafından   11 Şubat 2019

YÜKÜMÜZDÜR BİZİ YÜKSELTEN

11/02/2019 Pazartesi
MAHMUT TOPTAŞ

Biz, hepimiz, birer ten ve birer can taşıyoruz.

Tenimizin rahat etmesi için her gün yük altına giriyoruz.

Her saniye havayla tenimizi besliyoruz. Günde üç vakitte yemek yiyoruz. Su içiyoruz. Elbise ile güneşin yandırmasından, soğuğun dondurmasından koruyoruz. Evler yapıyoruz….

Bütün bunlar, kısacık ömrümüzde tenimizi rahatlatmak içindir.

Bu ten ise, daha değerli olan canın bineğidir.

Gelini getiren at veya arabayı nasıl temiz ve güzel yapıyorsak, Rabbimizden verilen cana da en temiz ve güzel bakmamız gerekir.

Onun bakımı için gerekli olan gıda yeryüzünde bitmez.

Ten topraktan geldiğinden gıdası topraktan gelir.

Can, Rabbimiz tarafından verildiğinden gıdası da Rabbimizden gelir.

Can gıdası ten gıdasından daha önemli olduğu için tenimizi günde üç vakitte beslerken,

Canımızı beş vakit namazla beslerken vakit aralarında

Helalından kazanma,

Harama bakmama,

Anne-babaya, arkadaşlara, komşulara ve tüm yaratılmışlara iyilik yapma,

Sözünde durma,

Mağdur ve mahrumlara yardım etme,

Hak yolunda yürürken hakkı söyleme,

Mütevazi olma,

Doğrulukta ısrar etme,

Vefa yokuşunun cefasına katlanarak… can gıdamızı yirmi dört saat devam ettiririz.

Tenimizin yorgunluğunu dinlenerek giderebiliriz ama canımızın yorgunluğunu dinlenmeyle gideremeyiz.

Ten yorgunu bir insan uzanıverse bir yere, ten dinlenir ama can yorgunu bir insanı en rahat döşekte üç gün yatırsanız ama uyutmasanız dinlenemez.

Uykuda, can yükünü üstümüzden kaldırıveriyor Rabbimiz.

Uykuda iken işlediğimiz günahlardan sorumlu değiliz.

Rüyasında hırsızlık yaptığını söyleyen bir adam, itiraf etti diye cezalandırılmaz.

Sevgili peygamberimiz:

عَنْ عَلِىٍّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- قَالَ « رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاَثَةٍ عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّبِىِّ حَتَّى يَحْتَلِمَ وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِلَ

“Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: (Sorumlu değildirler): Uyuyan uyanıncaya kadar, çocuk, ergenlik çağına gelinceye kadar, deli, akıllanıncaya kadar” (Ebu Davud, Sünen, K. Hudud, bab 16, Hadis Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace de geçmektedir)

(Açıklama: bunlar, günahlarından dolayı ahirette hesap vermeyecekler ama şahsa veya kuruma karşı işlediği suçların maddi cezasını velisi ödeyecektir)

Can yükü daha değerlidir. O Rabbimden gelen yükü hakkını vererek taşıyanların ödülü bu dünyada imanlı, iffetli, şerefli bir hayattır, ahirette Rabbin rızası ve cennettir.

Rabbimiz de o gıdayı peygamberleri aracılığıyla gönderir.

Son kılavuz kitap, bütün insanların canlarının gıdasıdır.

İslam’a inanmayanlar, gönül gıdası olarak Kur’an-i Kerimi kabul etmeyenler de, aç kalınca domuz etini yiyen Müslüman gibidirler.

Kafirler de yaratıcılarının gönderdiği gıdayı kabul etmeyince, gönül açlığını kendileri gibi ölümlülerin beyin salgılarıyla doyurmaya devam ediyorlar.

Firavun’un, Buda’nın, Kofüçyüs’ün, Karunun, Nemrut’un, Marks’ın, Amerika başkanı Trump’un, Rus Başkanı Putin’in beyin salgısına göre hareket edenlerle, sekiz milyar insanı yaratan, yaşatan Allah celle celalühün ayetlerine göre hareket edenler arasında savaş devam ediyor.

Yükü pırlanta, altın, inci, yakut, zümrüt, dolar, Euro… olan bir treni soymak için, birbirine düşman kovboyların bu tren soygununda birleştikleri gibi, dünyanın en değerli madenlerinin hepsiyle cennetin bir gülü bile alınamayacak kadar değerli cennetten bir yer alabilmek için gönül dağının her yerine nakış nakış süslediği ayetleri taşıyan Müslümanlar da bir taraftan yükün değerli oluşundan bir tek harfine zarar gelmemesi için nöbet beklerken bir taraftan da birleşmiş yol eşkıyalarıyla savaşıyorlar.

Yol eşkıyaları bazen Musa aleyhisselamı öldürmeye teşebbüs eden Firavun gibi kral suretindedir.

Bazen dindar görünümlü olarak gelip Hazreti Yahya’yı öldüren, Hazreti İsa’yı çarmıha germeye teşebbüs eden Yahudiler gibi olur.

Bazen Bel’am gibi din bilgini kisvesiyle bu kutlu kervana saldırır.

Kur’an-i Kerimin Haşr süresinin 59/21 ayetinde

لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآَنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

“Eğer biz Kur’ân’ı bir dağın üzerine indirseydik, sen onu Allah korkusundan baş eğmiş çatlamış olarak görürdün. Düşünsünler diye insanlara bu misalleri veriyoruz.”

Ahzab süresinin 33/72 ayetlerinde:

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular da, onu insan yüklendi. Şüphesiz o (insan) çok zalim, çok cahildir.” ifade edildiği gibi dağların ve taşların taşıyamayacağı Kur’an emanetini taşıyan insanlarız biz.

Bir tek ayeti dünya ve dünyanın taşıdığı bütün kıymetli şeylerden daha değerli olan emaneti taşıyoruz.

Günahımız arşı alayı tutsa da bu kutsal yükü gönlümüzde taşımanın sevabı, inşallah günahlarımıza keffaret olur.

Birinci görevimiz emanetin her ayetini hayatımızın her yerinde yaşanır hale getirmek.

Saldırgan düşmanlara karşı korumaktır.

#MahmutToptas #Mhmt190211

(1)

Loading Facebook Comments ...