YANILIYORSAM UYARINIZ MAHMUT TOPTAŞ

Tarafından   10 Aralık 2015

YANILIYORSAM UYARINIZ MAHMUT TOPTAŞ

Mısır meydanında tarihin adını unutamadığı Firavun, kendi kölelerine konuşuyor.

Arkasında zenginliğin sembol ismi Karun ile çağdaş eğitimcilere bile örnek olmaya devam eden Haman ve üst düzey Kıpti bürokratlar var.

Naziat süresinde Firavun’un konuşmasının en öz cümlesi haber verilir.

O konuşmasında “Ben, sizin en yüce Rabbinizim” der.

Yani, siz, benim koyduğum kanunlara uyacaksınız, Musa ile Harun’un Rabbine uymayacaksınız” der.

Burada durun ve düşünün, çağlar boyu adından bahsedilen, zalim ordulara sahip Firavun, ekonomik güce sahip Karun, eğitimde zirvede duran Haman denen şeytan üçgeninin içinde Musa ile Harun aleyhisselamların şansı nedir?

Başarılarını Kur’an-i Kerimden okuyup sonucu bildiğimizden bizim mantığımızı fazla sarsmaz bu olay.

Biz, evlerde, dükkanlarda, üniversitelerde, kışlalarda, parlamentoda günümüz sorunlarıyla başa çıkabilmek için örnek olarak kimi alıyoruz?

Dünkü tartışmanızı yeniden bir gözden geçiriniz.

Karun’un kapitalist ekonomisine sahip oluversek, Haman’ın Amerikan eğitiminden geçiversek bu iş tamam” demiyor muyuz.

Haram-helal fark etmez, ilerde tevbe ederiz mantığıyla nereye varılacağını da haber veriyor Rabbimiz.

İmansız boğulup gitmek var.

Bizans imparatorluğu, Pers imparatorluğu, Habeş imparatorluğu arasında kalan Mekke’de yetim ve dünya fakiri sevgili peygamberimize ilk günlerinde kimse şans vermemişti.

628 yılında Medine’den bu üç imparatora Müslüman olması için mektup yazdığında bile maddi güç olarak onların bir tek vilayetinin gücüne denk değillerdi ama aradan yirmi yıl geçmeden Şam, Mısır, İran, Irak Müslüman olmuştu.

Biz, sahip olduğumuz gücün farkında değiliz.

İslam dininin kendine ait bir gücü var.

İslam düşmanları bunun farkındalar.

Afrika, Suriye, Afganistan ve Irak’tan Avrupa’ya göçler devam ederken sınırlarını elektrikli tellerle çeviren, bu güne kadar işleyen sınır denetimlerini, vize işlemlerini artıran Avrupa ülkelerinin başkanlarının endişesi maddi yük değildir.

Geçen hafta Avrupa Parlamentosu aldığı bir kararla biz parayı verelim, göçmenleri Türkiye’de besleyelim kararı aldılar.

Nedenini, Macaristan devlet başkanı ağzından kaçırdı: “Halkımızın Müslüman olmasından korkuyoruz”

Üç milyonun üzerinde Müslümanın yaşadığı İngiltere’de doktorasını yapan Siyasal Bilgiler ve İslam enstitüsü mezunu bir arkadaş, işçisinin dürüstlüğüne bakarak Müslüman olan işveren ve sendika başkanlarıyla görüşerek tezimi tamamladım” demişti.

İHH’nın yardımları için Afrika’ya gidip-gelen bir dostum, üzülerek bir durumu aktarmıştı:

Bir köyün ortasında ayol geçer.

Yolun sağ tarafında yardım tenekelerinden yapılmış evler. Cami bile tenekeden yapılmış. Yollar, yazın toz, kışın çamur. Temizlik görevlileri kaç yıldır gelmemiş.

Yönetim Hristiyanların elinde.

Yolun sol tarafında Hristiyanlar oturur.

Yollar asfalt ve tertemiz. Bütün milleti ezecek şekilde bir kilise.

Kilisenin papazının gömleği kolalı, iskarpinleri cilalı.

Şimdi bu manzarayı gören bir putperest Afrikalı hangi dine girer? Dedi.

Bu güne kadar hangi dine daha çok giren olmuş? Diye sorduğumda İslam’a girenlerin daha çok olduğunu söyledi.

Peki aynı yolun sağından soluna Hristiyan olarak geçen olmuş mu?

Cevap “hayır”.

Yolun solundaki Hristiyanlardan Müslüman olan olmuş mu?

Evet olmuş ama kendi evinde kalmış.

Olsun, İngiltere’de Kont’un oğlu da Müslüman oldu ve kendi oturduğu kontlar semtinde yaşamaya devam ederken camide namazını kılmaya geliyor.

O yoldan geçen, ormanlar arasında yaşayan putperest biri bile yolun sağı ile soluna baktıktan sonra yönetimin de Hristiyanlara ait olduğunu görünce, iç dünyası onu sağdaki Müslümanlara çeker.

Dinimizin özünde taşıdığı güçten fazla haberimiz yok bizim.

Kendimizi dev aynasında görüp her şeyi kendimizin yapacağına inandığımızdan daha güçlü olmak için içimize haram almaya çalışıp farkına varmadan haramileşiyoruz gibi geldi bana.

Yanılıyorsam, lütfen beni uyarınız. 10 Aralık 2015

Seslendirilmiş hali:

(59)

Loading Facebook Comments ...