ÜLFET, KÜLFET VE VAHŞET …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Tarafından   6 Şubat 2016

ÜLFET, KÜLFET VE VAHŞET …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Her gün namazımızda okuduğumuz kısa bir süre vardır.

O sözleri kısa manaları uzun dört ayetlik sürede ülfet, ticaret, iman, ibadet, açlık ve güvenlik sorunu işlenmiş.

Ama ilk başa “Ülfet” kelimesi getirilmiş.

Ülfet kelimesini Türkçe’ de kullanırız.

Kitabın yazarına “Müellif” denir, yapılan işleme “Telif” denir Müellifin haklarını koruyan kanuna da “Telif hakları kanunu” denir.

Birbiriyle uyum sağlayan devletlere de “İtilaf devletleri” denir.

Birbirine alışıp güzel sohbetler yaparak dost olmaya da “Ülfet” denir.

Kelime Arapçadır.

Mimar Sinan’ın Süleymaniye camiini yaparken en büyük başarısı, taşın taşla, taşların toprakla, binanın çevreyle/muhitle ülfetini/uyumunu sağlamasıdır.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın telifidir.

Sinan, taşlara ülfet ettiriyor.

Biz, insanların ülfetinin, kaynaşmasının kurallarını da koyduğumuzdan insanların ülfetini sağlayamıyoruz ve ülfet yerine külfet getiriyoruz.

Taşın taşla ülfetini sağlamak, birbirine bağlamak için çamur, kireç veya çimento kullanıldığı gibi insanın insanla ülfeti için Allah’ın ayetlerini kaynaştırma malzemesi olarak kullanmalıyız.

Bunun için Rabbimiz, Kureyş süresinde:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ (1) 

إِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ (2) 

فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ (3) 

الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآَمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ (4)

“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adı ile 

                 Kureyş’in kaynaşması/ülfet etmesi için

 Kış ve yazın iş seyahatle­rinde kaynaşmaları için

Şu evin (Ka’be’nin) Rabbine ibadet etsinler.

(Rab) ki, Onları açken do­yurdu ve onları korkudan emin kıldı.”

Önce ülfete dikkat çekmiş, arkasında ticarete değinmiş, güvenliğin sağlanması ve açlığın giderilmesi için Kabe’nin Rabbine kulluğu emretmiş.

Kabe, günde beş vakit namazda dünya Müslümanlarını kendi etrafında birleştirerek birlik sağlardı Müslümanlar bir zamanlar.

Şimdilerde namazda yönümüzü Kabe’ye dönsek de yirmi dört saatlik işlerimizde batı başkentlerinde alınan kararlara bağlanıyoruz, kendi aldığımız kararların da onların kararlarına ters düşmemesine dikkat ediyoruz ve onun için bir araya gelemediğimiz gibi iki yakamızı bile onların verdiği bir çapıtla bir araya getiriyoruz

Mehmet Akif merhum:

“Hani Kur’an’daki rûhun şu heyûlâda izi,

Nasıl İslâm ile te’lif ederiz kendimizi?

Ye’si (Ümitsizlik) tedrîc (Azar azar) ile zerk etmiş edenler dîne…

O ne mel’un aşı, hiç benzemiyor, hiç birine!” diye soruyor.

“Külfet” gelirse “Ülfet” gider.

“Külfet” kelimesi de Arapça bir kelime.

“Teklif” kelimesini biliyoruz. İnsanın İslam’a aykırı kanun koyarak insana teklifte bulunması, yani yapacağı işleri emredip yapmaya zorlaması dinimizce yasaklanmıştır.

Çünkü altı milyar insan teklif etme yetkisini kendinde bulunduran Allah’ın teklifleri karşısında bir tarağın dişleri gibi eşittirler.

Birileri çıkar ve “Bundan sonra Allah’ın dediği değil, benim dediğim olacaktır” derse bunun teklifi külfet getirir.

Külfet gelince de ülfet kaybolur.

Mesela, Allah’ın zekat emrini ortadan kaldırır, insanların keyfine göre vergi koymayı kurala bağlarsanız basının birinci konusu o külfeti konuşmak olur.

İnsanların konuşma konusu külfet olunca ülfete yer kalmaz.

Önce dil kılıçları çekilir.

Sonra yurt dışından müdahaleler başlar.

Dünyaya vahşeti yayan kendini bilmez elçiler, teklifler sunarlar.

Zorda kalanlar da o vahşilerle ülfete yönelebilirler.

Şair Hayali:

“Gördü Mecnun kim beni Adem’de yok resmi vefa

Vardı ol divane vahşilerle ülfet bağladı”  diyor.

Adem oğlundan vefa görmeyen, külfet gören Mecnun nasıl dağdaki vahşi hayvanlarla ülfet ediyorsa, ülkesinde külfet görenler de vahşi devletlerle ülfete yönelebilirler.

Damlalar arasında ülfet sağlayıp nehirleri, şelaleleri, denizleri telif eden Allah,

Tenimizde trilyonlarca hücreyi telif eden Allah,

İnsanların da ülfet sağlaması için Kur’an’ını indirmi

ştir.

Bundan sonra hangi devletin veya şahsın fikirlerini, kanunlarını Kur’an’ın önüne geçirip tutkal olarak kullanmaya kalkarsak o, bize külfet getirir ve ülfeti öldürür.

Birileri emir vermeye başlar özgürlüğümüzü yok eder.

 

 

(56)

Loading Facebook Comments ...

ÜLFET, KÜLFET VE VAHŞET …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…” da bir yorum