TARİH TÜNELİNDEN ÇIKIP GÜNÜMÜZE GELELİM / MAHMUT TOPTAŞ / 17/11/2017

Tarafından   17 Kasım 2017

Yazılan, konuşulan her şey kayda geçiyor.

Hatta gönülden geçenler dahi Yaratanımız tarafından biliniyor.

Onun için, topluma mal olan siyasilerimiz, sanatçılarımız, ilim adamlarımız, yazarlarımız, çizerlerimiz…yazdıklarına ve söylediklerine biraz daha dikkat etmeleri gerekir.

Şu andaki dinleyiciler ve okuyuculara yanlış bilgi vererek saptırma yaptığı ve saptırdığı insanın günahının aynını yüklendiği gibi daha sonra gelenlere tarihi vesika olacağından kabirde de, mahşer yerinde de yaptığı çarpıtmalarla çarpılacaklardır.

Kişinin ünlü olmasına gerek yok.

Bin yıl öncesine ait bir defter bulunuyor ve o defterin sahibi hakkında bilgimiz olmasa bile yazdıkları bir şekilde baskıya geçerek doğruysa doğru olarak, yanlışsa yanlış olarak devamı sağlanıyor.

Eski eserlerin korunduğu müze ve kütüphanelerde en zirve eserlerin yanında en zırva kitaplar da bulunmakta.

1930 lu kırklı yıllarının ünlü bir Profesörü, bulduğu el yazmasın bir bir tomar kağıdın içindekilerle İstanbul’un üç yüz yıl öncesine ait ahlaksızlıkları yayıverir.

Kimliği belirsiz bir adamın üç yüz yıl önce yazdığı hayali bir roman türü şeyi toplumun fotoğrafı olarak sunuverir.

Halen yaşamakta olan bir Profesörümüz de bundan yedi yüz yıl önce yaşayan, birilerine göre evliya kabul edilen bir zat için “Filan müzede bulduğu tek varaklık bir belgede o zatın filan şehirdeki (yaya on günlük mesafedeki ) zatın hayvanını çalmıştır” diye basına sunuveriyor.

Günümüz sorunlarına çare üretmenin riskli olduğunu görüp tarih tüneline inen köstebek tipli insanların pislik yayımına yardımcı olmamak için bu iki profesörün de, kitaplarının da adını yazmadım.

Anlatırlar, dünyanın en ünlü tarihçisinin biri öğretim üyeliği döneminde hep tarihi malzemeler toplamış, maddi durumu yerinde olduğundan dünyanın bütün müze ve kitaplıklarından önemli eserlerin de kopyasını getirtmiş ve dünyanın en sağlam tarihini ben yazacağım diye masasının başına oturmuş.

Tam ilk cümlesini yazacakken dışardan gürültü duyar ve dışarı çıkar.

Görünürde hiçbir şey yok ama gürültü patırtı geliyor.

Köşeden bir adam çıkar ve tarihçinin yanından geçerken ona sorar “Ne o gürültü?” der.

Adam, “Kan gövdeyi götürüyor” der ve yoluna devam eder.

Arkasından bir adam daha çıkar ve tarihçinin yanından geçerken tarihçi sorar “Neler oluyor oarada?” der.

İkinci adam “Ağız kavgası, bir şey olduğu yok” der ve gider.

Tarihçi de kitap yazmayı bırakır.

Aynı olayı nakleden iki adam aslında tarihçilerin dayanağı kişilerdirler.

Abdülhamid han için birileri “Cennet mekan” derken öbürleri “Kızıl sultan” der.

Bu günlerin tartışma konusu olan hakkında da aynı şeyler söylenmiyor mu?

Onun için biz, bu günümüzde sahip olduğumuz, akıl, bilgi, bilek, sıhhat, servet, şöhret, makam, rütbe gibi imkanlarımızı nerde, nasıl ve kim için kullandığımızdan sorumluyuz.

Zamanımızın velisinden de delisinden de, Müslümanından da kafirinden de sorumluyuz.

Yaşanan hayattan kaçıp, köstebek gibi zaman tüneline sığınmayalım.

Rabbimiz, Kur’an-i Kerimi, yaşayanları uyarmak için indirdiğini haber verir:
لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

“(Bu Kur’an) Diri olanları uyarmak, kâfirlere azab sözü hak olması için (indirilmiş)’dir.” (Ya-Sin süresi ayet 36/70)

#Mhmt171117

(11)

Loading Facebook Comments ...