SEÇERKEN DİNDAR OLANINI SEÇİNİZ …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Tarafından   29 Ekim 2015

SEÇERKEN DİNDAR OLANINI SEÇİNİZ …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Meşhur hadiste sevgili peygamberimiz, eş seçerken aranan dört şeyi saymış güzellik, asalet, Zenginlik ve Dindarlık dedikten sonra Dindar olanını seç demiş.

Dindarlığını öne aldıktan sonra diğer üçünün olması daha iyi olur ama olmazsa olmaz şart dindarlığıdır.

Kendinize eş ararken dindarlığını öne çıkarırken bütün ailelerin yönetimini ellerine teslim edeceğiniz insanları seçerken de dindarlığını birinci şart olarak alınız.

Her sevdiğimizden hoşlanırız ama her hoşlandığımızı sevmeyebiliriz.

Hoşlandığımız ve hoşlanmadığımız herkese tutarsa kan verebiliriz ama ancak sevdiklerimizin yoluna can verebiliriz.

Bir insana kan verebilmemiz için kan gurubumuzun tutması gerekir.

Anne veya baba,  yavrusu için canını vermeye can atar ama kan gurubu tutmazsa yavrusuna kan veremez.

Kan verebilmek için gurupların tutması gerektiği gibi bir insanı sevebilmek için de can guruplarının tutması gerekir.

Can gurupları uyuşmayanların ihtilaf edeceklerini, can gurupları tutanların ülfet edeceklerini sevgili peygamberimiz şöyle ifade etmiş:بَاب الْأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ قَالَ قَالَ اللَّيْثُ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ عَنْ عَمْرَةَ عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ الْأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ وَقَالَ يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ بِهَذَا

“Ruhlar toplanmış ordular gibidirler. Tanışanlar ülfet ederler, tanışmayanlar ihtilaf ederler.” (Buhari Enbiya 3, Müslim birr 159 160 ,Ebu Davud edep 16, Ahmet, Müsned 2/295,527,537)

Hz. Aişe validemiz, Mekke’nin şakacı kadını, Medine’ye gelip Medine’nin şakacı kadınıyla dost olduğunu duyduğunda bu hadisi okumuş. (Ebu Yala, Müsned 7/344)

Beyhaki’nin Şuab-ül İman’ında (Cilt 6, sayfa 497) Abdullah bin Mesud rivayetinde:

فَلَوْ أَنَّ رَجُلًا مُؤْمِنًا دَخَلَ مَسْجِدًا فِيهِ مِائَةُ مُنَافِقٍ لَيْسَ فِيهِ إِلَّا مُؤْمِنٌ وَاحِدٌ لَذَهَبَ حَتَّى يَجْلِسَ إِلَى ذَلِكَ الْمُؤْمِنِ الْوَاحِدِ ، وَلَوْ أَنَّ رَجُلًا مُنَافِقًا دَخَلَ مَسْجِدًا فِيهِ مِائَةُ مُؤْمِنٍ لَيْسَ فِيهِ إِلَّا مُنَافِقٌ وَاحِدٌ لَذَهَبَ حَتَّى يَجْلِسَ إِلَى ذَلِكَ الْمُنَافِقِ الْوَاحِدِ “

“Bir mümin, mescide gelse, mescidde yüz kişi olsa, o yüz kişiden yalnız biri Mümin olsa, o bir kişiyi tanımadığı halde onun yanına oturur. Bir münafık, bir mescide gelse o yüz kişiden bir tanesi münafık olsa o bir tek münafığı tanımadığı halde onun yanına oturur” (İbni Abdil Berr, el’Temhid, Ibahani, emsalül hadis. Hadisin senedinde zayıflık vardır)

Hz. Ömer, Hz. Ali’ye sorar:

عَنِ ابْنِ عُمَرَ ، قَالَ : لَقِيَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا فَقَالَ : يَا أَبَا حَسَنٍ رُبَّمَا شَهِدْتَ وَغِبْنَا وَرُبَّمَا شَهِدْنَا وَغِبْتَ . ثَلَاثٌ أَسْأَلُكَ عَنْهُنَّ هَلْ عِنْدَكَ مِنْهُنَّ عِلْمٌ ؟ قَالَ عَلِيُّ : مَا هُنَّ ؟ قَالَ : الرَّجُلُ يُحِبُّ الرَّجُلَ وَلَمْ يَرَ مِنْهُ خَيْرًا ، وَالرَّجُلُ يُبْغِضُ الرَّجُلَ ، وَلَمْ يَرَ مِنْهُ سُوءً ، قَالَ عَلِيُّ : نَعَمْ ، حَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ” إِنَّ الْأَرْوَاحَ فِي الْهَوَى أَجْنَادٌ مُجَنَّدَةٌ تَلْتَقِي فَتَشَامُّ فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ “

“Ya Ali, bir adam hiçbir iyilik görmediği bir adamı severken, hiçbir kötülük görmediği bir adamı da sevmiyor, acaba bu nedendir?” dediğinde hz. Ali, “Ruhlar toplanmış ordular gibidirler. Tanışıp koklaşanlar ülfet ederler, tanışıp koklaşmayanlar ihtilaf ederler.”. (Taberani, Mucemi evsad 5/247)

Sevmediğimiz, uyum sağlayamadığımız bir insanın aleyhinde olmamıza gerek yok.

Benim, sevmediğim bazı insanlar vardır ki, hiçbir kimseye onun aleyhinde tek kelime konuşmadım. O insanın hizmetlerini takip ediyorum, başarılı olması için dua ediyorum ama bir araya gelmemeye de dikkat ediyorum.

Bir insanla can gurubumuz tutmuyorsa ondan nefret etmediğimiz gibi  aynı yerde bulunmak mecburiyetinde de değiliz.

Rabbimiz:“ Deki: “Herkes kalıbına/şahsiyetine/yaratılışına göre hareket eder. O halde Rabbiniz kimin doğru yolda olduğunu daha iyi bilir” buyurmuş. (İsra süresi ayet 89)

Ten ve can birleşince  “Ben” olur. “ Gözüm, gönlüm, evim, elim” deki  “im” eki bu “ben”  in varlığına işaret eder.

Aklımız, parmak çizgilerimiz, yüz hatlarımız, ses tellerimiz birbirinden nasıl ayrı ise benliklerimizde ayrıdır. Bu benliğimizi Rabbimiz, iyilik yapmaya da  kötülük yapmaya da  uygun yaratmıştır. (Şems süresi ayet 8)

Onun içindir ki şeytana pabucu ters giydirenlerden,  melek gibi tavırlar görürüz. Bazen melek gibi insanlardan şeytanın bile yapmaktan korkacağı işler görürüz.

Helâl süt emmekle, kulağına ezan okumakla, İslâm ahlâkı üzerine yetiştirmekle benliğimizde doğuştan getirdiğimiz iyilik, takva ve İslâm fıtratını korumuş oluruz.

“Alnımızın akıyla” tabiri bir çok özellik ve güzelliklerimizin doğuştan geldiğini ifade ederken ayeti de tefsir eder.

Alnımızın akıyla geldik, akıyla gidebilmek için canımızda inkardan, isyandan, eser olmasın. Tenimizde haramdan, yalandan eser olmasın.

Katı ve sıvı uyuşturucuların aklımıza, kanımıza, ciğerimize zarar verdiği gibi  Ateistlik, Komünistlik,  kapitalistlik, ve bütün …istlikler de  benliğimizi uyuşturur, lekeler ve bozar.

Tabiat ve şeriat kanunlarına riayet eden oturmuş medeniyetlerde benliğin meleklik yönü öne çıkmıştır.

Kötü yönetimlerde şeytana pabucu ters giydirenler öne çıkmıştır.

Kararsız, istikrarsız yönetimlerde dalkavuklar, hırbalar, bukalemunlar, yağdanlıklar çoğalmıştır.

Yöneticilerimiz, bu “Ben”lerin birbirleriyle buluşup barışabilmeleri ve “Biz” olabilmeleri için sanayiyi, teknik bilgileri ve vasıtaları artırmalı.

Bir araya gelen “ben” lerin benliklerine dokunmadan, fıtratını bozmadan, kanun kalıplarıyla  önüne set vurmadan ilişkilerini düzenlemek için en doğru  hukukun  tatbik edilmesi için  çalışmalı.

Benlerin tenini zinde tutmak için temiz, helal ve bol gıda almaları için  ekonomiyi insan benine uygun olarak  geliştirmeli.

Ve Can kuşumuzun gıdası yeryüzünde bitmediğinden, Rahmandan geldiğinden, onun gıdasını da eğitim yoluyla Rahmanın kelamı  Kur’an-ı Kerimle  eğitilmelidir.

 

 

İslam ve Alim (Fatih Camii) Mahmut Toptaş

(32)

Loading Facebook Comments ...