PARTİ BAŞKANLARI, ALLAH SİZİN BAŞINIZA VERMESİN 12 Mayıs 2020 Salı MAHMUT TOPTAŞ

Tarafından   12 Mayıs 2020

PARTİ BAŞKANLARI, ALLAH SİZİN BAŞINIZA VERMESİN
12 Mayıs 2020 Salı
MAHMUT TOPTAŞ

Hiçbir kimse kendini yaratamıyor.

Tabiat, doğa, materyal tanrısı icat edenler, “Biz, karşı cinsle bir araya gelir, birlikte çocuk yaparız” diyebilirler ama kendileri de inanmazlar.

Çünkü devletin bütün imkanları elinde olan Cumhurbaşkanı ile Başbakanın çocuğu olmamıştır.

Çocuğu olanlar da, çocuğun sağlıklı, özürlü, erkek-dişi, akıllı-akılsız, sarı saçlı, siyah saçlı, göz renleri farklı çocuklar konusunda bir bilinmezin değil binlerce bilinmezin içinde yaşarlar.

Şu anda yaşayan sekiz milyarlık insanın her birini, göz renginden, parmak çizgilerinden, teninin herhangi bir santimetre karelik yerinin çizgilerinden, ses tellerine kadar farklı yarattığı insanların hepsini, niçin yarattığını Allah, bize bildirirken:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet/kulluk etmeleri için yarattım.” Diyor. (Zariyat süresi ayet 51/56)

Ayette geçen “Ya’büdün” kelimesinin bir benzerini namaz kılanlar günde beş vakitte kırk defa namazın içinde Fatiha süresini okurken söyledikleri “Na’büdü” kelimesini tekrarlarlar ve kelimenin kökü “ABD” kelimesidir.

“ABD” kelimesinin Türkçe karşılığı kul veya köle demektir.

Hepimiz, Allah’ın kulu, kölesiyiz.

Mayamız bu.

“İster kul olmak” deyin, ister “Köle olmak” deyin fark etmez.

Kölelikten kurtulmamız mümkin değil.

Ancak yine Rabbimiz, yarattığı bu değerli ve meleklerin bile secde ettiği insana seçme hakkı vermiş.

İnsan isterse kendini yaratan ve şu anda bile trilyonlarca hücresinin her birinin ayrı ayrı ihtiyacını gönderen Allah celle celalühe kul/köle olmayı tercih eder,

Dilerse tarihte olduğu gibi Firavunun emrine girerek, günümüzde olduğu gibi Rusya, Çin, Amerika, Avrupa Birliği gibi ölümlü insanların kurallarına boyun eğerek onlara kul/köle olabilir.

Rabbimiz bize buyurur:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize abd/kul köle olunuz ki, takva sahibi olasınız.” (Bakara süresi ayet 2/21)

Rabbimiz bizi uyarır:

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آَدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

“Ey Adem oğulları, ben size: "Şeytana tapmayın, çünkü o size apaçık bir düşmandır. İşte bana ibadet (kul, köle olun) edin" diye ahd vermedim mi? İşte doğru yol budur.” Diye yol gösteriyor. (Ya-Sin süresi ayet 36/60)

Bu ayette geçen “Ta’büdün” kelimesi ile başta yazdıklarımız aynı “ABD” kökünden türemiştir.

Şeytana kul köle olanlar, ona taparlar.

Yaratanın emir ve yasaklarına aykırı emir ve yasak koyan, kim olursa olsun o, kendisini ilah yerine koyar, onun emir ve yasaklarını gönülden kabul ederek ona uyanlar da o kişi veya kişilerin kulu/kölesi olurlar.

Birileri çıkıp “Ben, başıma buyruk bir adamım. Kendimden başka yaratıcı da kural koyucu da kabul etmiyorum, aklıma takılanı yaparım” diyebilir.

Rabbimiz bu konuda da:

أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا

“Hevasını (yani kendi arzularını) kendine ilah edineni gördün mü? Onun üzerine sen mi vekil olacaksın?” (Furkan süresi ayet 25/43) buyururken bu insanların da kendisinin bir tek hücresini yaratamazken, kendini yaratanı unutup ilahlığa soyunduğunu yani kendi kendinin hem putu hem kulu/kölesi olduğunu haber verir.

Namazını kılan Müslümanlar yalnız beş vakit namazlarında günde kırk defa “İyyake Na’büdü/Ancak sana ibadet, kulluk, kölelik yaparız” diyerek her an saldırı içinde olan ve insanları kendine kul, köle yapmak isteyenlere karşı, kendilerini uyarır ve takviye ederler.

Milattan asırlarca önce yaşayan Lut aleyhisselama isyan eden ve onu şehirden sürme kararı alan Sodom-Gomore halkının işlediği eşcinsellik suçunu, batılılar allayıp pullayıp çağdaşlığın gereği olarak bize sundular.

O zaman demokratik kurallara göre suçlular kendilerini haklı görüyorlardı.

Çünkü eşcinselliği istemeyenler, Lut aleyhisselam, kızları ve imanlı birkaç kişiydiler. Yani azınlıkta idiler.

Binlerce yıl önce bu günahı işleyip topluca helak olanların kötü adetini çağdaşlık ölçüsü olarak sunanlar, geçmişten dayanak aradılar.

Mesela, sayın Mehmet Barlas, 24 Ekim 2004 tarihli Sabah gazetesindeki başmakalesinde:

“Hayat hepimiz ve tüm meslek sahipleri için çok zorlaştı.
Yakın geçmişe kadar karşımıza hiç çıkmayan konular hakkında görüş oluşturmamız ve bunları açıklamamız bekleniyor.
Örneğin siyaset üzerine yorum yaparak ömrünü geçiren bizlerin, eşcinsellik ve eşcinsellerin hakları üzerindeki tutumumuzu açıklamamız da bekleniyor.

Oysa hemen her meselede, ya Lozan gibi temel metinlere, ya da Atatürk’ün tartışmalı bir konuda açıkladığı görüşe bakarak, kendi tutumumuzu açıklamaya alışmış bir toplumun ferdiyiz.

Eşcinsellerin hakları üzerinde ise, ne Lozan’da, ne de Atatürk’ün "Söylev ve Demeçler" inde bir işaret yok.” Diyor.

Cumhuriyet döneminden bir dayanak bulunamamış ama “İstanbul Sözleşmesi” nin girişinde batılı kaynaklardan epeyce referans verilmiş.

Daha önce kendi heva/arzularını kanunlaştırmışlar sonra onu dayanak yapmışlar.

Hükümet “İstanbul sözleşmesi’ ni 11 Mayıs 2011’de imzalamış. Ardından mecliste gurubu bulunan dört partinin (AKP, CHP, MHP ve HDP nin) ittifakıyla 6284 nolu kanun çıkarılmış

Her gün televizyonlarda birinin “ak” dediğine öbürünün “Kara” dediği partiler, nasıl oldu da “İstanbul sözleşmesi” nde ittifak ettiler?

Komplo teorisyenlerine buradan onlarca değil yüzlerce teori çıkar.

Teoriye girmeden söyleyelim, “İstanbul sözleşmesi” nin 4/3 maddesinde “cinsel yönelim” içinde olanların korunması kararı alınır.

Madde 42 de yöneticiler, “kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus”un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” Diyor.

Şöyle varsayın, iki erkek, Taksim meydanında aleni olarak öpüşmeye başlasalar, görevli polisler “Cinsel yönelim” lerine karışabilecekler mi?

Öpüşmenin biraz ilerisine götürseler, ne yapacaklar?

Karakola götürseler, avukatları gelip alıp çıkaracak.

O iki eşcinsel, birinin babasının evine gitseler ve ailesine, “Nikahımızı kılmadık ama anne, baba, biz evlendik” deseler.

O evde kalırken işi ilerletip çocuk doğuramadıklarından, spermini annesinin rahmine hastahanede koydurup, baba ve annesine çocuk vererek, onları sevindirmeye kalksalar ne olur?

Doğan çocuk, kimin neyi olur?

Mecliste gurubu olan dört partinin başkanları, Allah, yedi neslinize de hatta kıyamete kadar gelecek neslinize de böyle bir şey nasip etmesin ama, kanun çıkarırken sizin gibi ölümlülerin sözüne değil, kalbinizi çalıştıran, sizi ve sizden öncekileri yaratanın kelamına kulak veriniz” diye size yalvarsam fazla bir şey mi istemiş olurum?

Ve dualarınızda İbrahim aleyhisselamın şu duasını ihmal etmeyin:

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آَمِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ

“Hani İbrahim şöyle demişti: "Rabbim, şu beldeyi güvenli kıl. Beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan (onlara kul köle olmaktan) uzak tut." (İbrahim süresi ayet 14/35)

#MahmutToptas #Mhmt200512

https://chat.whatsapp.com/DwiJVbqNXeFIwa2whNI1nN

https://soundcloud.com/erbakan/507-beyyine-suresi-tefsiri

(16)

Loading Facebook Comments ...