ÖNCE KUR’AN-İ KERİM AÇILSIN 15/06/2020 Mahmut Toptaş

Tarafından   16 Haziran 2020

ÖNCE KUR’AN-İ KERİM AÇILSIN 15/06/2020 Mahmut Toptaş

Ayasofya’nın ibadete açılması ülkemizin ve tüm İslam dünyasının onuru meselesidir.

Kur’an-i Kerimin ameli salihe/genelde tüm insanlığın, özelde Müslümanların faydasına olan eyleme açılması ise tüm Müslümanların hepsinin iman sorunudur.

Rabbimiz, bizim saçımızın telinden ayak parmaklarımıza kadar, sayısını dünya bilim adamlarının bilemediği kadar hücrelerini dahi yaratan, her hücresinin gıdasını her birinin durumuna göre gönderen Rabbimiz, bizim bu dünyada neyi nasıl yapacağımızı da bildirmiş ve bize nasıl teniniz ve canınızda benim koyduğum kanunlar işliyorsa hayatınızın yönetimi konusunda da Hakimiyyetin kayıtsız şartsız Allaha ait olduğunu:

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا أَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآَبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Allah’tan başka tapındıklarınız sizin ve atalarınızın adlandırdığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlar (put adamlar) hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. Yalnız O’na kulluk yapmanızı emretti. İşte en doğru din budur. Ancak insanların bir çoğu bilmezler.” Diye haber verir. (Yusuf süresi ayet 12/40, 67, En’am süresi ayet 6/57)

“Ben Müslümanım” diyen herkesin iman etmiş sayılmayacağını Rabbimiz şöyle haber verir:

قَالَتِ الْأَعْرَابُ آَمَنَّا قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِنْ قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِنْ تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُمْ مِنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (14)

“Bedeviler: ‘İman ettik’ dediler. De ki: ‘Siz, iman etmediniz. Ancak ‘Müslüman olduk’ deyin. İman sizin kalplerinize yerleşmemiştir. Eğer Allah ve Rasülü’ne itaat ederseniz amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah afvedicidir, merhamet edicidir.” (Hucurat süresi ayet 49/14)

Tenimiz ve canımızda hakimiyyet kayıtsız, şartsız yaratanımıza ait olduğu gibi aramızda meydana gelen anlaşmazlıklarda da hakimiyyetin O’nun kitabına göre hükmünü bildiren Rasülüne ait olduğunu, buna gönlü razı olmayanların mü’min olamayacağını şöyle haber verir:

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

“Hayır, öyle değil. Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarındaki çekişmede seni hakem tayin etmedikçe ve senin verdiğin hükme yüreklerinde sıkıntı duymadan teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa süresi ayet 4/65)

Ayetin iniş sebeplerinden biri de şöyle:

يُرْوَى أَنَّهَا نَزَلَتْ فِي { رَجُلٍ مِنْ الْمُنَافِقِينَ نَازَعَ رَجُلًا مِنْ الْيَهُودِ ، فَقَالَ الْيَهُودِيُّ : بَيْنِي وَبَيْنَكَ أَبُو الْقَاسِمِ ، وَقَالَ الْمُنَافِقُ : بَيْنِي وَبَيْنَكَ الْكَاهِنُ .

وَقِيلَ : قَالَ الْمُنَافِقُ : بَيْنِي وَبَيْنَكَ كَعْبُ بْنُ الْأَشْرَفِ ، يَفِرُّ الْيَهُودِيُّ مِمَّنْ يَقْبَلُ الرِّشْوَةَ وَيُرِيدُ الْمُنَافِقُ مَنْ يَقْبَلُهَا .

وَيُرْوَى أَنَّ الْيَهُودِيَّ قَالَ لَهُ : بَيْنِي وَبَيْنَكَ أَبُو الْقَاسِمِ .

وَقَالَ الْمُنَافِقُ : بَيْنِي وَبَيْنَكَ الْكَاهِنُ ، حَتَّى تَرَافَعَا إلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَحَكَمَ لِلْيَهُودِيِّ عَلَى الْمُنَافِقِ ، فَقَالَ الْمُنَافِقُ : لَا أَرْضَى ، بَيْنِي وَبَيْنَكَ أَبُو بَكْرٍ ؛ فَأَتَيَا أَبَا بَكْرٍ فَحَكَمَ أَبُو بَكْرٍ لِلْيَهُودِيِّ .

فَقَالَ الْمُنَافِقُ : لَا أَرْضَى ، بَيْنِي وَبَيْنَكَ عُمَرُ .

فَأَتَيَا عُمَرَ فَأَخْبَرَهُ الْيَهُودِيُّ بِمَا جَرَى ؛ فَقَالَ : أَمْهِلَا حَتَّى أَدْخُلَ بَيْتِي فِي حَاجَةٍ ، فَدَخَلَ فَأَخْرَجَ سَيْفَهُ ثُمَّ خَرَجَ ، فَقَتَلَ الْمُنَافِقَ ؛ فَشَكَا أَهْلُهُ ذَلِكَ إلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ عُمَرُ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ؛ إنَّهُ رَدَّ حُكْمَكَ .

فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : أَنْتَ الْفَارُوقُ } ، وَفِي ذَلِكَ نَزَلَتْ الْآيَةُ كُلُّهَا إلَى قَوْلِهِ : { وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا }

Medine’de Müslüman görünen bir münafıkla bir Yahudi tartışırken hakeme gitmeye karar verirler.

Yahudi, rüşvet almadığını bildiği Ebu’l-Kasim /Muhammed aleyhisselam)a gitmeyi teklif eder.

Münafık ise rüşvet aldığını bildiği kabile reisi ve şair de olan Yahudi Ka’b bin Eşref’e gitmeyi teklif eder.

Muhammed aleyhisselama giderler, Muhammed aleyhisselam, Yahudi’nin haklı olduğunu söyler.

Buna razı olmayan münafık, hazreti Ebubekir’e gitmeyi teklif eder ve giderler. Hazreti Ebubekir de Yahudi’nin haklı olduğunu söyler.

Münafık, Hazreti Ömer’e gitmeyi teklif eder ve ona gittiklerinde Yahudi, daha önce geçenleri hazreti Ömer’e anlatır.

Hazreti Ömer, “bekleyin bir ihtiyaç için evime gireyim der ve evinden kılıcını alır gelir ve münafığı öldürür.

Münafığın ailesi sevgili peygamberimize, hazreti Ömer’i şikayet eder.

Hazreti Ömer, “Ya rasülellah, bu adam, senin verdiğin hükmü reddetti” deyince Sevgili Peygamberimiz, hazreti Ömer’e, “Sen Faruksun (hak ile batılı ayırt edensin)” dedi.

Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. “Nehhas, Mean’il-Kur’an, Nisa süresi 59 uncu ayet, İbn’ül Arabi, Ahkam’ül Kur’an, Nisa süresi ayet 61 inci ayet, Razi, Mefatih’ul-Ğayb, Ve İbni Kesir Tefsiri)

“Bedevi” yalnız çölde başına buyruk yaşayan Araplar değildir.

Dünyanın en ünlü üniversitesinden diploma alıp, Boğazda elli milyonluk villada oturup, en pahalı arabaya binip “Para bende, güç bende” diyerek semirme ve sömürmeye devam edenler de bedevidirler.

Mekke ve Medine’de hatta Mekke parlamentosunda bedevice yaşayanlardan Müslüman olanları,

Dünyanın en medeni insanı haline getiren,

Yaşadıkları ve yaşattıkları hayat ile çağlarına “Asrı Saadet” dedirten, Ashabı kiramın yolunda onları izleyerek yürüyen ecdadımızın,

Hindistan’dan Viyana’dan, Fas’tan Yemene kadar her yerde medrese, hastahane, çeşme, köprü, yol, aşhane… gibi eserlerinin kalıntılarını bu gün gören sağcı veya solcu insanlarımızın göğsünü kabarttığı çağlarda yasa Kur’an, Sünnet ve bu ikisine aykırı olamayan kararlar idi.

Şimdi ise, dünyanın her yerinde, yüzde elli birin aldığı kararlara yüzde kırk dokuzu karşı çıkar.

Kedleston’lu Lord Curzon (1859-1925) İngiliz Milletvekilliği, Hindistan Genel Valiliği, İngiltere Dışişleri bakanlığı ve Lozan heyeti başkanlığı da yapan bu siyasetçinin, İngiliz senatosunda, Türkiye konusu görüşülürken “Bu kitap Müslümanların elinde kaldıkça biz, onlara hakiki hakim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız; ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’an’dan soğutmalıyız.” Dediği basınımızda çokça yazıldı ve konuşuldu.

Hatta bazı yazarlarımız bu konuşmayı daha da kısaltarak “Osmanlının yeniden dirilmemesi için Kur’anı kapatın, kadını açın” dediği de yazıldı.

Dedi mi demedi mi tartışmasına girmem ama dedikleri bizim ellerimizle gerçekleşti.

Kur’an-i Kerimi okurken ve dinlerken sese ve sedaya kulak veriyoruz.

Cevizi, bademi, fındığı.. kabuğundan sevip, fotoğrafını çekip, resmini yapıp, duvarlarını süsleyip, içini açıp bakmayan adam gibi olduk.

Belgeli değil bu konuşma ama belgeye gerek yok adamın dediği veya demediği şey, alfabenin değiştirilmesi, Kur’an okuma ve okutmanın yasaklamasıyla gerçekleşti.

Günümüzde sınırlı okuma ve okutmaya izin verdiler.

“Sınırlı” olmasının resmi delili, İngilizcenin ilkokul ikinci sınıftan itibaren zorunlu ders olmasına rağmen, Kur’an okuma dersi orta öğretimde seçmeli ve ders saatı da kısıtlı olmasıdır.

Ama Kur’an-i Kerime göre yaşama yasağı devam ediyor.

#MahmutToptas #Mhmt200615

(17)

Loading Facebook Comments ...