…:: MAHMUT TOPTAŞ ::… SAVAŞTI, YALNIZ BAŞINI EĞDİ GEÇTİ 09/10/2019 Çarşamba

Tarafından   9 Ekim 2019

…:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

SAVAŞTI, YALNIZ BAŞINI EĞDİ GEÇTİ

09/10/2019 Çarşamba

Savaşlar, eskisi gibi olmuyor gayri.

Yalnız savaş alanında olmayacak.

Dünyayı saracak ve sarsacak.

Bilgisayar kurdu insanlarımız, yani Hackerların savaşı da bir başka şekilde devreye girer.

Dondurmacı da, kasap da devreye girer.

1974 Kıbrıs Barış harekatı esnasında ben, Fransa’da işçiydim.

Haberlerden edindiğimiz bilgiye göre Fransa, Yunanistan’ın yanında yer almış, silah ve para yardımı da yapmış.

Fransız halkından da Yunanistan’a yardım edenlerin listesini gazeteler yayınlıyormuş.

Bizim dilimiz olmadığından, Cezayirlilerden öğreniyorum ben durumu.

Bizim çalıştığımız fabrika, binin üzerinde işçi çalıştıran başka illerde de fabrikaları olan çok ortaklı çok büyük bir işletmeymiş.

Ama ne olduysa oldu, Kıbrıs Barış harekatı başlayalı fabrika hep arıza yapmaya başladı.

Fransız teknik elemanlar bir yeri tamir ederken bir başka yerden arıza veriyor.

Fabrika otomatik olarak birbirine bağlı olduğundan bir yerdeki arıza bütün makinelerin durmasına neden oluyordu.

Arıza bir aya yakın sürdü.

Cezayirlilerden, duruşu, oturuşu, bakışı güven veren biri yanımdan geçerken gözlerine dikkatle baktım, başını eğdi, “Nahnü meaküm/biz sizinle beraberiz” dedi ve geçti gitti.

Aradan epey zaman geçince, “Patron, Yunanistan’a yaptığı yardımın fazlasını tamire harcadı” dedi.


Çanakkale nere, Avusturalya nere.

Ben Avustralya’ya uçakla on beş bin kilometrelik yolu, on beş saatte gittim.

Yaya gitseydim, günde kırk kilometre yürürdüm ve altı yüz günde varırdım.

15 bin kilometre, havadandır.

Dağlar, dereler, deniz kenarı girinti ve çıkıntılarıyla belki iki kat olur ve yürüyerek ancak üç yılda varılabilecek Avustralya’ya, İngilizlerin esaretinde iken çalıştırdıkları gemi Avustralya’ya demir atınca, kaçarak Avustralya’ya yerleşen iki Osmanlı kahramanı, İngilizlerin emriyle Çanakkale’ye gönderilen Avusturalyalı askerlerin yolunu kesip, iki yüzün üzerinde askerin cesedini Avustralya’ya gömdükten sonra şehit olurlar.

Eğer Amerika haddini aşar, saldırıya geçerse, Amerika, Avrupa ve İngiltere’de hiçbir askeri tesis ve savaşla uzaktan yakından ilgisi olan hiçbir kişi ve kurum güvende olmaz.

Oralarda kasaplık yapan da, dondurmacılık yapan da üzerine düşen görevi mahallinde yerine getirir.

Bizden olup da ajan diye kullandıkları bile savaşta onlara yar olmaz.

İsterseniz bir örnek evreyim:

T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün 1993 yılında yayınladığı “Musul-Kerkük İle İlgili Arşiv Belgeleri” isimli eserin 393 ncü sayfasında Van valisi Haydar’ın, İstanbul’a gönderdiği 08 Mayıs 1917 tarihli telgrafta İngilizlerin, Barzan şeyhini ve çevresindeki insanları kendi taraflarına çekmek için çalıştıklarını anlatırken, bir yerinde “İngilizler, mukavemet göreceklerini anladıkları yerleri doğrudan işgal için Kürt milliyeti menfeatine çalışmakta olduklarına dair meşayih, ulema ve ruesayı ikna ve itma’ ile temini husnü kabulleri için…..”

Yani İngilizler, Irak’ı işgal ederken, karşı durulacağını anlayınca yaptıklarının İngilizler için değil, Kürtlerin çıkarları için çalıştıklarını, şeyhlere, alimlere ve kabile yöneticilerine ikna etmeye çalıştıklarını haber verirken “İkna ve İtma” kelimelerini kullanıyor.

İtma’: kişinin bir şeye olan isteğini artırmak, arzusunu ateşlemek, aşırı istekli hale getirmektir.

Şimdi yine aynı oyun oynanıyor. Kürt devletini kurma konusunda “ikna ve itma” işlemiyle kendi işgalciliklerini gizleme oyunu.

Sonuç ne olur?

O zaman ne olduysa şimdi yine aynı olur.

Arşiv belgesinin 405 inci sayfasında İngilizlerin Musul valisi Kürtlere çok kötü muamele etmeye başlayınca vali değiştirilir.

Yeni gelen vali, Barzan şeyhi Ahmet’le görüşmek için gelir. Dönüş yolunda Barzan’ın Birekberan köyünde İngiliz Vali ve yanında bulunan elli dokuz kişi öldürülür.

Barzan, Zibar ve Şirvan aşiret reisleri Şemdinan (galiba Şemdinli) Kaymakamına yazdıkları bir mektupla bu işi İslâm dinine ve Osmanlı devletine hizmet kastıyla yaptıklarını, eğer silah ve cephane verilirse yıllarca İngilizlere karşı topraklarını koruyacaklarını bildirirler.”

Öyle zamanlarda kimin, nerede ne yapacağını, yalnız Allah celle celalüh bilir.

Savaşın kan gölünde, kendi karanlık yüzlerinizin yansımasını seyrederken, havada kara bulutların arasında bomba yağdıran uçaklarınızın kulaklar patlatan, yürekler yakan, seslerini dinlerken çocuklarınızın istikbalini karartmak yerine,

Barışın mutluluk adasında, lekesiz, bembeyaz alınlarla, dostluk rüzgarlarının getirdiği mis kokulu havayı solurken, masmavi gökyüzünde bembeyaz bulutlara yaslanan kumruları seyredip dinlemek, dünyamız için daha iyi olmaz mı?

https://soundcloud.com/erbakan/211-hicr-suresi-22-48-tefsiri-mahmut-toptas

#MahmutToptas #Mhmt191009

(3)

Loading Facebook Comments ...