…:: MAHMUT TOPTAŞ ::… HOCALAR, ŞİKAYET ETMEYİN 05/08/2020

Tarafından   5 Ağustos 2020

…:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

HOCALAR, ŞİKAYET ETMEYİN

05/08/2020

Mahmut Toptaş

Müftüsünden, cami dernek başkanı ve üyelerinden, cemaatin her birinden fırça yiyen imam ve müezzinler, bu durumdan şikayetçi olurken “Neden başka memurların yanına varırken ceketlerini iliklerler, bir şey demesin diye dikkatli davranırlar, “Memur bey” diye hitap ederler de bizimle konuşurken “İmaaaam” derler, bizi fırçalarlar, “Ezanı erken okudun” veya “Bir dakika geç okudun” diye kızarlar, herkes kendi saatini esas alır da, imamın da bir saati olduğunu düşünmezler” diye şikayet ederler.

Ben de ona, “Bu yaşa gelinceye kadar, sana en fazla kızan, azarlayan kim olabilir? Komşunuz mu, arkadaşınız mı…?

Hiç biri değil.

Seni, senden daha fazla seven annen ve baban, sana en fazla kızanlardır.

Türkiye’de ve dünyada da bu böyledir.

İnsanlar, sevdiğinde hata görmek istemezler.

Tepeden tırnağa bembeyaz elbise giyen insanın üzerindeki sinek pisliği bile, kocaman görünürken, simsiyah elbiseyle dolaşanın her tarafına katran karası domuz pisliği sürseniz kimse görmez.

Gazetenin muhabiri, gazetesine “Müftünün keçisi çalındı” diye bir haber geçer.

Haberleri değerlendirip haber yapan yetkili ise bu tür keçi çalma haberlerinin çok olduğunu ve çalanlar için ayıp bir şey de olmadığını, o şehirde bembeyaz elbiseli adam gibi dolaşan Müftünün de lekelenmesiyle diğer hırsızların rahatlayacağını bildiğinden haberi, bu mantıkla yayınlamış olabilir.

Geçimini fahişelikle sağlayan birinin (Allah kurtarsın),” Ooo hoo, biz o kapalıların neler yaptığını iyi biliriz” derken, ona kızmayın, onun söylediği bu söz, içindeki onlara karşı duyduğu hasret ateşinin alevidir aslında.

Yakın zamanda bu köşede, “Hacı Ve Pezevenk” başlıklı bir yazımda hacının yaptığı örnek bir hareketi yazmıştım.

Yaşayan yayıncılar pirliğini, bir sohbet esnasında kimin ilk önce yayın yaptığını araştırarak Hisar yayınları sahibi Mevlüt Karaca ile Hasan Başpehlivan arasında paylaştırmıştım.

O pirlerden Hasan Başpehlivan (Allah Koronasına şifa versin) anlatmıştı: “Mahkeme salonunda beklemem uzun sürdü. Karşımda oturan iki kadın, bana bakıp bakıp gülmeye başladılar. Dayanamadım sordum, “Ne gülersiniz? Dedim.

Onlar “Senin gibi uzun sakallı birinin buralarda işi ne?” demişler.

-Ben şahitlik için bekliyorum, siz ne bekliyorsunuz?

-Biz suçüstü yakalandık?

-Ne iş yaparsınız?

-Hayat kadınıyız.

-Memnun musunuz?

-Hacı, bu gün bize kalacak bir yer, ve devamlı geçimimizi sağlayacak bir iş bul, derhal seninle gelelim” dediler ve çaresizliğime üzüldüm” demişti.

Dikkat ediniz, “Hayat kadınıyım” diyen bir kadın, uzun sakallı bir hacı veya hocanın, mahkeme salonunda görülmesinden rahatsız.

Yani insani ve İslami hassasiyetini tamamen kaybetmemiş.

Hani felç hastalarını muayene eden doktor, iğne batırdığında ayak parmağı oynuyorsa sevinir, oynamazsa üzülür ve “İşimiz zor” der.

Bizim işimiz aslında kolay ama bizim olayları nasıl değerlendireceğimiz konusunda bizi mıncıklamışlar.

Olaylara karamsarların kara gözlüğünün ardından bakarak karamsar görmeye başladık.

Halbuki olmuş ve olacak olanların hepsinin yaratılmadan önce yazıldığını haber verir Rabbimiz:

مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ

“Yeryüzünde ve nefislerinizde bir musibet gelmişse, biz onları yaratmadan önce bir kitapta (yazılmış) dır. Şüphesiz bu, Allah’a çok kolaydır.

لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آَتَاكُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

(Her şeyi yazdı) Ki, kaybettiğinize yerinmeyesiniz, size verdiklerine de sevinmeyesiniz, Allah kendini beğenen, çok öğünen kimseleri sevmez.” (Hadid süresi ayet 57/22-23)

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ :وَيُعْجِبُنِي الْفَأْلُ قَالُوا وَمَا الْفَأْلُ قَالَ كَلِمَةٌ طَيِّبَةٌ

Sevgili peygamberimiz de her şeyin Rabbim tarafından takdir edildiğini bildiğinden her şeyde hayır aramış ve “Uğurlu kabul etmek ve hayra yormak benim hoşuma gidiyor” der. Ashabı kiram: “Fal, Uğurlu kabul etmek ve hayra yormak” ne demektir? Dediklerinde sevgili peygamberimiz: “Güzel ve iyi söz” söylemektir” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K. Merda, bab 54)

Atalarımız her şeyin önünde ve sonunda “Hayırlı olsun, Uğurlu olsun, Uğurlar olsun, Hayırlar getirsin…gibi güzel ve temiz kelimelerle, kendilerini ve karşıdakileri motive/gayrete getirmeli.

Hayat yolunun üzerine, umutsuzluk kelimelerini, pıtrak dikeni gibi ekmemeli.

#MahmutToptas #Mhmt200805

WhatsApp: https://chat.whatsapp.com/I4Km1M7X1mU5qJW6wgcZ7N

Telegram: https://t.me/KuraniKerimTefsiri

https://soundcloud.com/kuranikerimtefsiri/125-kuran-i-kerim-enam-suresi-147-154-tefsiri

(15)

Loading Facebook Comments ...