KIRK ALİME KIRK KESE ALTIN 10/06/2019 Pazartesi Mahmut Toptaş

Tarafından   11 Haziran 2019

KIRK ALİME KIRK KESE ALTIN

10/06/2019 Pazartesi

Mahmut Toptaş

Sevgili peygamberimizin en zor zamanlarında Müslüman olan ve Ebu cehil gibi kudurmuş kafirin kafasına kafasına vurarak gözünü korkutan amcası Hazreti Hamza, Hicrette, Medine’de, Bedir harbinde sevgili peygamberimizi bir an yalnız bırakmamıştı.

İşte o hazreti Hamza, Uhud savaşında Mekke’nin en iyi mızrak atıcısı Vahşi tarafından uzaktan vurulmuş, vücudu da parça parça edilmiş.

O Hamza ki (Allah ondan razı olsun) Türk dilinde kahramanlık onun adıyla anılmış ve bir çok “Hamzaname” ler yazılmıştır.

Bunlardan birini de değerli dostum Hasan Aycın beyefendi “Sahipkıran / Nam-ı Diğer Hamzaname” adıyla yayınladı.

Sevgili peygamberimiz, hazreti Hamza’nın böyle şehit edilmesine çok üzülmüştü.

Bir gün geldi, devran döndü, Vahşi, Müslüman oldu.

Bizim adlarını saygıyla andığımız Ashab-i kiram arasına katıldı.

Sevgili peygamberimiz de onun hakkında kırıcı hiçbir kelime kullanmadı.

Aşere-i mübeşşere’den bir çoğu Sıffin savaşında Hazreti Ali’nin karşısında yer almalarına rağmen Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) onlar hakkında kötü kelime kullanmadığı gibi onları öven kelimeler kullanmıştır.

Dikkat ediniz, o Aşere-i mübeşşere’den olanlar, Hazreti Ali’nin karşısında dikilmişler.

Günümüz politikacılarının karşısında değiller.

Pakistan’da Mevdudi merhumun hareketi karşısına dikilen Hindistan’daki Diyubend ulemasının aleyhinde tek kelime kullanmamıştır Mevdudi.

Diyubend medreselerini kuran, yardım eden, okuyan ve okutanlardan Allah razı olsun.

Hani bir olay anlatılır: Seyyid Kutub (1906-1966) ‘un idam kararı infaz edileceği gün yanına gelen imam ona Kelime-i Şehadeti telkin ettiğinde Seyyid Kutub merhum, “Hoca, ben bu kelimenin açıklamasını yaptığım için idam ediliyorum” demiş. Ama o güne kadar yazdığı eserlerde o tür hocaların aleyhinde söz söylememiş.

Seyyid Kutub, Kur’an-i Kerimin ayetlerini meydanlarda, gazetelerde, dergilerde açıklamaya çalıştığı için hapiste yatarken, onu hapse atanlar, saraylarında Abdüssamed’in Kur’an kıraatini dinliyorlardı ve Seyyid Kutub, bundan dolayı Abdüssamed’i tenkit etmedi.

Çünkü o Amdüssamed, sesiyle, sedasıyla, edasıyla Kur’an’ın kıraatini bütün dünya radyolarından, televizyonlarından, kasetlerinden, cd’ilerinden, flaş disklerinden duyurduğu gibi dünyanın Kur’an sesine kulak vermesini sağladı, Seyyid Kutub’da manasını duyurdu.

Ali Ulvi Kurucu merhum (1922-2002) benim evde birkaç arkadaşıma, Mısır’da okurken, Hasan el Benna ile tanıştığını, toplantılarına katıldığını, bir gece, bir bahçede kablo çekerek bir ampulle aydınlatılan ağaçlar altında, o bir sandalye üzerinde ayakta konuşurken bir araba ışığı görüldü, arabadan bizim Ezher Üniversitesinden hocalarımız indi.

Bu hocalardan bazıları Hasan el Benna’nın aleyhinde konuşanlardandı.

Ama Hasan el Benna, sandalyeden indi, arabanın yanına kadar gitti, onları muhabbetle karşıladı, kendi üzerinde konuştuğu sandalyeyi onlara verdi ve hoş-beşten sonra onlara konuşma teklif etti, onlar konuşmayınca kaldığı yerden devam etti” diye uzunca anlatmıştı.

Hasan el Benna, hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir alimin aleyhinde konuşmadı.

Kendisi aleyhinde konuşanların olduğunu bildiği halde konuşmadı.

Daha önce yazmıştım, değerli bir İslam aliminin aleyhinde kırk kadar medrese (Üniversite profesörü) hocası bir dilekçeyle şikayette bulunmuşlar ve iki yıl hapiste yatmasına sebep olmuşlar.

İki yıl sonra devlet başkanı olaya el atmış ve şikayet edilen konularda o hapisteki alimin görüşlerinin çarpıtılarak yazıldığını kendi eserlerinde doğrusunu gördüğünü ve hapisten çıkartılmasını emreder.

Mağdur alim hapisten çıkarılır, o kırk alim başkanın huzuruna getirilir ve mağdur alime “Bunların cezasını sen ver” der.

O değerli alim de “Bunlar çok değerli ilim adamlarıdır. Hasetleri onları yanıltmıştır. Bunlar kırk yılda yetişen insanlardır. Bunların hepsine birer kese altın ver ve medreselerindeki derslerine devam etsinler” der.

Denilen yapılır ama bu kırk kişiyi tahrik edenin evini halk taşlamaya başlar. Evin içine dalarlar ama bulamazlar.

On beş gün sonra anlaşılır ki, o evinde bulunamayanı, iki senedir içerde yatan alim, kendi evinde saklamıştır.

Bu şu duayı bu günlerde daha çok okuyorum:

وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ آَمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

“Onlardan (Mühacir ve Ensar ’dan) sonra ge­lenler: “Rabbimiz, bizi ve bizden önce imanla geçip giden kardeşlerimizi bağışla. İman edenlere karşı gönlümüzde bir kin bırakma. Rabbimiz, şüphesiz sen şefkatlisin merhametlisin” derler.” (Haşr süresi ayet 59/10)

#MahmutToptas #Mhmt190610

(25)

Loading Facebook Comments ...