KARI DIRDIRI MI, KOCA SUSKUNLUĞU MU?

Tarafından   15 Şubat 2017

…:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

KARI DIRDIRI MI, KOCA SUSKUNLUĞU MU?

Yeryüzünde, yakını olarak yalnız hasta yatan bir hanımı vardı.

Birlikte yaşlanmışlar, çocukları olmamış. Hanım, tepeden tırnağa felç olmuş. Duymuyor, hareket etmiyor, konuşmuyor, anlamıyor.

Yaşadığını, nefes almasından biliyorlar.

Yiyeceklerini çorba haline getiriyor ve boğazından aşağı akıtıyor ve altını temizliyor.

Ben, o beyefendiyi cami cemaatinden tanırım. Hastalığını hiç konuşmadık.

Camiye girip çıkarken, yalnız hanımına yaptığı bu hizmet nedeniyle ben ona saygı ve sevgi gösteriyorum o kadar.

Hastalanmasından yedi sene sonra hanım vefat etmiş, defnetmişler.

Cemaatten olanlar bana haber verdiler.

“Başın sağ olsun, Allah rahmet etsin” deyip bıraksam iyiymiş ama ben devam ettim, “Vefatı iyi oldu, hem sen kurtuldun, hem o kurtuldu” dedim.

“Öyle değil hocam beee. Keşke yaşasaydı da ben ona hizmet etseydim. Evin içinde nefes alıp vermesi bana yoldaşlık yapıyordu” dedi.

Bir gün vaazımda, sevgili peygamberimizin kızı, hazreti Ali’nin eşi, hazreti Hasan ile Hüseyin’in annesi hazreti Fatıma’yı anlattım.

Cemaatten biri “Hocam nerde o kadınlar” diye sızlanmaya başladı.

Ben de ona “Yarın ki vaazımda da hazreti Ali’yi anlatacağım, hem sen gel, hem de eşini getir dinlesin” deyince yanlışını anladı.

Karı dırdırından ölen adamı biliriz de dili konuşmayıp eli konuşan erkeklerin elinden ölenleri hiç bilmeyiz.

Eşler, isterlerse sevdiklerinin sessizliğinden de dırdırlarından da, laklakılarından da, suskunluklarından da kendilerine keyif alacak ortamı bulabilirler.

Gülün hiç sesi çıkmaz, ağzını bıçak açmaz ama bülbülün nağmesi dünyayı tutar.

Geveze ve suskun eşler, kendilerini bülbülle gül gibi kabul ediversinler.

Deniz kenarında yaşayanlar, deniz dalgalarının çıkardığı sesi, gürültü olarak algılarlarsa hayatları zindan olur ve orayı terk etmeye mecbur kalırlar.

Ama aynı sesleri denizin beyaz güllerinin kahkahaları olarak alırlarsa veya denizi koro halinde Allah’ı zikreder diye algılarlarsa onlar da kahkahalara veya zikre katılıverirler.

Çenesini sevdiğinizin, çene çalmasını da seviverin.

“Çenesi düşük” diyeceğinize, “dilinden bal akıyor” deyiverin.

“Bal akmıyor, zehir akıtıyor” derseniz, ben de “Bırakın zehrini dışarı akıtsın. Ya konuşmasa da kendi içine akıtsa daha mı iyi olur?” derim.

Hasta iken, kusmuğunu nasıl içimize almıyorsak, söylenen zehir zemberek sözleri de içimize almayalım.

Yazımda “Eşler” dedim.

Okuyan hanım ise ona göre okusun, bey ise yine kendine göre okusun.

Nikah duasında biz, nikahı kıyılan eşlere dua ederken “Bunlara Hazreti Adem’le hazreti Havva’nın, hazreti Muhammed ile Hazreti Hatice’nin, hazreti Ali ile hazreti Fatıma’nın sevgi, saygı ve saadetini ver ya Rabbi” derken iki taraftan da aynı sevgi, saygıyı bekliyoruz.

Hiçbir şey tek taraflı olmaz.

Rabbimiz buyurur:

وَمِنْ آَيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Kendilerinde sükûn/huzur bulasınız diye kendiniz­den sizin için eşler ya­ratması O’nun âyetlerindendir. O, aranıza sevgi ve rahmet kıldı. Şüphesiz bunda düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (Rum süresi ayet 30/21)

#Mhmt170215

(58)

Loading Facebook Comments ...