İğdiş insan istemiyoruz

Tarafından   27 Kasım 2015

İğdiş insan istemiyoruz

Mahmut Toptaş 29-11-2006

Keçi yavrularının erkekleri iki yaşına gelince, hayâlarından bir damar sıkmak suretiyle iğdiş yapılır. Çoğunluğunu iğdiş yaparlar; ama birkaç tanesi iğdiş yapılmaz. Nesli çoğaltsın diye teke kalır.

İğdiş olanlar tekeden daha etli ve yağlı olur. Zaten iğdiş yapmanın sebebi de onun etli olması içindir.

Etlidir ama keçilerle beraber gezer onlarla beraber otlar. Görüntüde teke dibi boynuzları vardır; ama bir tehlike anında keçiden daha korkaktır.

Ama tekenin yürüyüşü, otlayışı, önde gidişi, tehlikeye karşı koyuşu bambaşka bir şeydir.

Aynı yaştaki iki erkek keçinin bu kadar farklı olması için yapılan operasyon, küçücük bir damarın sıkılıvermesidir.

Küfür düzenlerinde yönetenlerin yönetilenlere uyguladıkları metotlar da insanların ekonomik damarlarına basıvermekle uysal, iğdiş vatandaş yetiştirilmektedir.

Mekke’de müşriklerin kölelerinin gözleri öylesine kapanmış ki, çölde istediği tarafa kaçmak ve kurtulmak imkânı varken patronunun korkusu o kadar yüreğine sinmiştir ki, nereye giderse eli oraya uzanır ve beni tutar korkusuyla kaçamıyordu.

Makamımdan alaşağı eder, aybaşında maaş damarımı sıkar, bir vergi kontrolüyle işimi bitirir, doktora tezimi kabul etmez, profesörlüğümüzü onaylamaz, terfi ettirmez endişesiyle insanlar iğdiş oluyorlar.

Peygamber Efendimize ilk nazil olan ayetlerde “doğunun da batının da Rabbi Allah’tır” (Müzzemmil 9) ifadesiyle mülkün Allah’a ait olduğunu ve O’nun adına müminlerin yönetime sahip olmaları gerektiğini, iman ettikleri takdirde en yüce onların olacağını haber veriyordu.

İman ettiği takdirde kapkara, kupkuru köle Bilal, zengin, parlamenter, güzel yüzlü, güçlü Ebu Cehil’den daha yüce olacağı müjdeleniyor. (Âl-i İmran 139)

İran imparatorluğunun sarayları ve hazineleri, Bizans imparatorluğunun kalbi Kudüs ve İstanbul’un fethi müjdelenerek ufukları genişletiliyordu.

İğdişleşmiş, putlar önünde boyun eğmiş Mekke parlamentosunun kanunlarına itaatle şahsiyetini yitirmiş bu insanlar, Efendimiz tarafından şifa ayetleriyle tedavi edilince Habeş imparatorunun huzuruna çıkarken protokol gereği eğilmesi gerektiği kendisine öğretilmiş. Ama o eğilmeden girmiş. İmparator niçin eğilmediğini sorduğunda “Bizim buralara kadar hicret etmemize sebep, Mekke’deki insanlara eğilmememizdir. Bize Allah bir peygamber gönderdi ve insanın insana kulluğunu yasakladı” diye bir cevap vermiştir.

Kimliğini grup içinde eritmiş, koyun sürüsünün suya gidişi etrafına bakınmadan öndekinin ayak izini takip ederek yürümeyi adet edinmiş bir üniversite öğrencisi bana gelerek durumunu şöyle anlatmıştı: “Üniversiteye geldim. Bir grupla tanıştım, onların bütün programlarına katıldım. Biz düşünmüyorduk. Bizim adımıza düşünenler vardı. Bizim görevimiz toplantılara katılmak, verilen emirleri tutmaktı. Bu durum hoşuma gidiyordu. Hizmet ettiğime inanıyor ve huzur buluyordum. Yaz tatilinde memleketime gittim. Orada rahat edemedim. Annem, babam, çocukluk arkadaşlarımla uyuşamadım. Müşterek konuşacak konumuz yoktu. Bir hafta durdum ve İstanbul’a geldim ve grubumuzun yaz programına katıldım.”

İğdişleştirilmiş bir toplumun dış görüntüsü güçlü ve güzeldir ama içlerinden bir tek teke çıkmaz.

Peygamber Efendimizin eğitiminden geçen ashap, Efendimizin huzurunda iken O’nun bütün hareketlerine dikkat ediyor, kendi hayat kumaşına O’nu örnek alıyor ve O’nun hayatını işliyor, O’nun yanından ayrılıp Yemen’e vali olarak, Mute’ye komutan olarak, Bizans’a elçi olarak, Medine’ye öğretmen olarak gittiklerinde Efendimizi temsil edebiliyorlardı.

Peygamber Efendimiz, kendisine iman edenleri kula kul olmaktan kurtardı, hepsine Müslüman şahsiyeti kazandırdı. Kralların huzuruna vardıklarında onları gavurluk pisliği içinde kıvranan ve kurtulmayı bekleyen ama kurtulmamak için direnen insanlar olarak gördüler ve yardım elini uzatarak gönüllerinden tuttular.

Biz de onların yolundan yürüyerek Cehenneme doğru koşanların yolunun tam ortasına dikilip bu yolun Cehenneme çıktığını söyleyerek uyarmak zorundayız.

(62)

Loading Facebook Comments ...