EŞYANIN ESİRİ OLUYORUZ …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Tarafından   11 Şubat 2016

EŞYANIN ESİRİ OLUYORUZ …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Aldığımızı veriyoruz.

Verdiğimizi alıyoruz.

Beş duyu organımızla aldıklarımızı yine geldikleri yerden dışarıya değişmiş olarak çıkarıyoruz.

Nefes alırken oksijen olarak giriyor, karbondioksit olarak çıkıyor.

Güzel şeyler  gözden içeri giriyor, güzel davranışlara dönüşerek dışa yansıyor.

Kötü söz, kötü görüntü, kötü koku…organlarımızla içeri girince içimizi bulandırıyor, sisli bir hava veriyor, içimizde pusu kuran kötü düşünceler diriliyor ve bakışlarımızdan, sözlerimizden, kaş-göz hareketlerimizden dışarı fırlayıp etrafa kötü elektrik saçarak bir çok insanın çarpılmasına sebep oluyor.

Mavi gök, boz toprak, yeşil ormanın renkleri, bizi etkilediği gibi havanın, toprağın, ormanın ürettikleri de etkiliyor bizleri.

Aşağıdan çekilen fotoğrafta uzun görülen adam, yukardan çekilen fotoğrafta kısa görüldüğü gibi, yukardan bakan adamlar da aşağıdakileri karınca gibi değersiz görmeye başlar. Aşağıdakiler de yukardakileri erişilmezler kılar.

Makamlar, rütbeler, kıyafetler, banka cüzdanındaki rakamlar…bize bazı faydalar sağlarken bizi kendine esir de ediyor.

Asistanın, doktorun, Doçentin, Profun, Dekanın, Rektörün, Bakanın, Başbakanın, Cumhurbaşkanının yükselişine oranla kelepçeleri artıyor.

Eskiden canını malını emanet edeceği adamlarla beraberken şimdi en yakınında olanların tuzaklarını bozacak adamlar tutarken onların da tuzak kurmasını engelleyecek adamlar tutuyorlar.

Dıştaki kelepçeleri kırmak kolay ama içtekileri kırmak biraz zor.

Çünkü kelepçeleri yapan kendimiziz.

Kendi evimizi ve çocuklarımızı idarede aciz kaldığımız halde bütün bir milletin veya dünyanın tamamına hükmetmek gelir içimizden ve kısır aklımızla koyduğumuz kanun kalıplarına sığmayanları yontarak küçültmeye, bizim akıl boyumuzu geçmemesini sağlamaya çalışarak hem onun hayatını hem kendi hayatımızı mahvederiz

Asırların tortusu olan kalıplaşmış söz ve davranışları kırıp çıkmak yalnız peygamberlere ve onlara iman edenlere nasip olmuş.

Binlerce yıldır insanlığın başını ağrıtan putperestlerin kalıplaşmış kıyafet ve ibadetlerin geleneklerinde sıkışan insanlara sevgili peygamberimiz:

عَنْ ابْنِ عُمَرَ

عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ خَالِفُوا الْمُشْرِكِينَ وَفِّرُوا اللِّحَى وَأَحْفُوا الشَّوَارِبَ

“Müşriklere muhalefet ediniz” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K. Libas, Bab Taklim’ül ezfar)

خَالِفُوا الْمَجُوسَ

“Mecusilere muhalefet ediniz” Ateşperestlerin kısır akıllarıyla koyduğu kurallardan bir dünya oluşturmuşlar, siz oraya çakılı kalmayın anlamında bizi uyarmış. (Müslim, Sahih, K. Taharet, bab hısal’il Fıtrat)

شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ عَنْ أَبِيهِ قَالَ

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَالِفُوا الْيَهُودَ فَإِنَّهُمْ لَا يُصَلُّونَ فِي نِعَالِهِمْ وَلَا خِفَافِهِمْ

“Yahudilere muhalefet ediniz” buyurmuş (Ebu Davud, Sünen, K. Salat, Bab sl’salatü finna’li)

Peki, ona muhalefet, buna muhalefet kime göre hareket edeceğiz?

Hiç bir kimsenin dondurduğu kalıba girmeden bu dünyaya geldiğimizi düşünün. Büyüdükçe çevrenin koyduğu kalıplara girmeye başladıkça sıkıntıların başladığını, kuşkuların arttığını hatırlayın.

İşte bu soruya cevabı Rabbimiz Kur’an-i keriminde “Allaha itaat ediniz, peygambere itaat ediniz” buyurur.

Yedi milyar insanın aklını, ufkunu, idealini, hayalini yaratan Allah’a itaat edersek gönül ufuklarımızın önüne kimse perde çekemez.

Dünya nimetlerinin en başında aldığımız hava gelir. Yemeden içmeden bir gün yaşarız ama havasız bir dakika zor yaşarız. Onun için en değerlisi olmasına rağmen o hava da her giriş ve çıkışta ömrümüzden bir nefeslik eksiltiyor ve bizi ahirete yaklaştırıyor.

Ölümü yok olmak olarak anlayanlar, ölüm sözcüklerinden rahatsız olurlar, dünya nimetlerinin kelepçeleri, ölümün akla gelmesine izin vermezler.

Halbuki ölümü Allaha kavuşma olarak inananlar tezkere almaya benzetirler ve “Gel tezkere gel”  diyerek her nefeste yakınlaşmanın sevincini yaşarlar.

Havaya hükmeden, rüzgarı emrinde kullanan, hayvanların dilinden anlayan, karıncaların konuşmasını dinleyince gülen Süleyman aleyhisselam, bütün bu nimetlerin esiri olmamış ve ellerini açarak salih amel işlemesini ve salih kullarının arasına katmasını Rabbinden istemiş:

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ 

“(Süleyman) karıncanın sözüne güldü ve dedi: “Rabbim, bana, anne ve ba­bama verdiğin nimete şükret­meyi ve razı olacağın salih ameli yap­mayı bana il­ham et. Rahmetinle beni salih kullarının arasına kat.” (Neml süresi ayet 19)

Rabbin yarattığı bu dünyada onun koyduğu tabiat kanunlarına uygun yaşadığımız sürece hayatımızı güzelleştiriyoruz.

Kendimiz müdahele edince zorlamalar, hastalıklar, arızalar, terör…gibi çıbanların çıkmasını sağlıyoruz

Rabbin verdikleri ve aldıklarına şükrederek ona boyun eğerek onun yarattıklarına boyun eğmeme eğitiminden geçerek hür insanların yetişmesi İslami Eğitimden geçer vesselam.

 

https://soundcloud.com/erbakan/166-yunus-suresi-25-30-tefsiri-mahmut-toptas

(60)

Loading Facebook Comments ...

EŞYANIN ESİRİ OLUYORUZ …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…” da bir yorum