DÜŞMAN …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Tarafından   29 Aralık 2015

DÜŞMAN …:: MAHMUT TOPTAŞ ::…

Vefatının 79 uncu yıl dönümünde Mehmet Akif Ersoy merhum, gerçek düşmanlarımızı gösteriveriyor bize ve Fakirliğin de maskaralığa sebep olacağını söylüyor:

“Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:

Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!

Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iş yapamaz;

Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.”

 

Tefrikanın, ayrışmanın, bozuşmanın, parçalanmanın, düşmana yem olmaya yarayacağını anlatır:

“Müslümanlık’ta “anâsır” (Irkçılık) mı olurmuş? Ne gezer!

Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.

En büyük düşmanıdır ruh-i Nebî tefrikanın;

Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”

 

Askeri darbelerin de düşmanların işine yarayacağını bildirir:

“Durmasın sonra kazan kaldıradursun ordu,

Düşmanın safları çiğner bu mukaddes yurdu.

Enbiyâ yurdu bu toprak; şühedâ burcu bu yer;

Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer!”

 

Kana kanla karşılık verileceği yerde gözyaşıyla karşılık vermenin faydasının olmayacağını anlatır:

“Endülüs tâcı elinden alınan bahtı kara,

Savuşurken, o güzel mülkü verip ağyâra,

Tırmanır bir kayanın sırtına, etrâfa bakar.

Bırakıp çıktığı cennet gibi zümrüt ovalar.

Başlar ağlatmaya bîçâreyi hüngür hüngür!

Karşıdan vâlide sultan bunu pek haklı görür,

Der ki: “Çarpışmadın erkek gibi düşmanlarla;

Şimdi, hiç yoksa, kadınlar gibi olsun ağla!”

Bırakın mâtemi, yâhu! Bırakın feryâdı;

Ağlamak fâide verseydi, babam kalkardı!

Göz yaşından ne çıkarmış? Niye ter dökmediniz?

Bâri müstakbeli kurtarmaya bir azm ediniz.

Ye’se hiç düşmeyecek zerrece îmânı olan;

Sâde siz derdi bulun, sonra kolaydır derman.”

Sizde erbâb-ı tefekkürle avâmın arası

Pek açık. İşte budur bence vücûdun yarası.

 

En büyük düşmanın cehalet/kafirlik olduğunu haber verir:

“Eyvâh! Bu zilletlere sensin yine illet…

Ey derd-i cehâlet, sana düşmekle bu millet,

Bir hâle getirdin ki: Ne din kaldı, ne nâmûs!

Ey sîne-i İslâm’a çöken kapkara kâbûs,

Ey hasm-ı hakîkî, seni öldürmeli evvel:

Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!

Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun!

İslâm’ı da «batsın!» diye tutmuş, yediyorsun!”

 

Aldırmazlık, vurdumduymazlık, kayıtsızlık, alakasızlığın da düşman olduğunu:

“Kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,

Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.

Lâkin aşk olsun ki aldırmaz da otlarmış eşek,

Sanki tavşanmış gelen, yâhud kılıksız köstebek!

Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı…

Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı!..

Bir hakîkattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:

Hâlimiz merkeble kurdun aynı, aslâ farkı yok.

Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!

Bir bakın: Hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!”

 

Zillet ve meskenetin, kişiyi düşmanına asker olmaya bile iteceğini haber verir:

“Bütün hazâini Hind’in, o muhteşem yurdun,

Gider de hırsını teskîne üç şakî lordun;

Zavallı yerliyi kıtlık zaman zaman kemirir;

Bu, kan tükürmeye baksın… O, muttasıl semirir!

Hukuk-i millete hâkim denî bir istibdâd.

Hayâtı, rûhu soyulmuş yığın yığın ecsâd

Verir de hepsini kalmazsa hiç mi hiç parası;

Damarlarındaki son damlanın gelir sırası…

Ki saklı durmayacak, ister istemez akacak,

Gidip efendisinin düşmanıyla çarpışarak.

O, can alıp veredursun, bilir misin bu ne der?

“Ölürse hizmet eder, öldürürse hizmet eder!”

 

İmana sarılarak cehaleti/kafirliği ortadan kaldırdıktan sonra, ameli salihe girişip atılgan hale gelince,

Millet- asker dayanışmasıyla, Selefiden Sufiye kadar, Radikalinden Ilımlıya kadar, Sünni’den Şii’ye kadar her mezhep ve meşreple ittifak ve ittihad sağlandıktan sonra hep bir ağızdan söyleyelim:

“Düşmana çiğnetme bu toprakları;

Haydi kılıçtan geçir alçakları!

Leş gibi yatsın kara bayrakları!

Kahraman evlâdım, uğurlar ola.»

Yılmam ölümden, yaradan, askerim;

Orduma, «gâzî» dedi Peygamberim.

Bir dileğim var, ölürüm isterim:

Yurduma tek düşman ayak basmasın.

Âmin! desin hep birden yiğitler,

«Allâhu ekber!» gökten şehidler.

Âmin! Âmin! Allâhu ekber!”

 

Şuara Suresi 141-159. Ayet-i Kerimelerin Tefsiri (30 dk) dinleyiverelim:

(28)

Loading Facebook Comments ...