Demokrasi Cilvesi Mahmut Toptaş 9 Mayıs 2019 Perşembe

Tarafından   12 Mayıs 2019

Demokrasi Cilvesi

Mahmut Toptaş
9 Mayıs 2019 Perşembe

Cuma’dan Cuma’ya namaz kılan bir parti delegesi, 1971 yılında beni evine götürdü ve evindeki bir yığın ayakkabı teklerini ne yapayım diye? sordu.

Elli kadar ayakkabıların sol teki var, sağ teki yok.

Bunlar, neyin nesi dedim.

Demokrasinin cilvelerinden biri vardı o günlerde. Şimdi o cilvesini kullanmıyor demokrasi. Her çağa uygun cilvesi olduğundan bu günlerde aynı cilveyi başka şekilde kullanıyor.

O günlerde ön seçim vardı. Milletvekili sıralamasını yapmak üzere parti delegeleri oy kullanarak sıralamayı sağlarlardı.

Aday olanlar da delegelere rüşvet verirlerdi.

Rüşveti aldığı halde oy vermeyenler de olacağından delegeye ayakkabının tekini veriyor, tekini de sıralamada istediği yere gelmişse o zaman veriyor.

Bazıları da kâğıt parayı ortadan kesiyor, yarısını delegeye veriyor, yarısını başarıldıktan sonra veriyor.

Delegeler de piyasayı kızıştırıyor, kim daha fazla verirse ona veriyor ve böylece demokratik seçimle milletvekili oluyorlardı.

Cevabım, “Delege olmadan, demokrasi dalaveresinin içine girmeden soracaktın” demek olmuştu. O da sobada yakarak ısındığını haber verdi.

Türkiye’de 1950 seçiminden beri bir türlü rayına oturmayan, hükümet partisinin de, muhalefetin de bir günde ağzından çıkan “Demokrasi” kelimesi, her şeyden fazla olduğu halde, herkes kendi çıkarına göre yorumladığından bir türlü üzerinde anlaşamamışlardır.

Adı bile Demokrat Parti olan partinin yöneticilerini demokrasiye ihanetten, muhalefetle generaller el ele vererek astı.

Arada bir demokrasinin eğittiği generallerden birileri çıkar ve demokrasiye ayar verir.

Hükümette olanlar generallere kızarlar ve “demokrasiye sekte vurdu” derler.

Muhalefette olanlar da bu çekilen ayara alkış tutarlar.

Dünyada da bu böyledir.

Çoğunluğun azınlığa tahakkümü, baskısı, sömürme aracı, asimile malzemesi olarak kullanılmıştır demokrasi.

Demokrasiyi icat ve ihraç edenden anlayıverin neye yaradığını.

Gün batmayan İngiliz sömürge devletinde doğmuş, kraliyet sütüyle beslenip büyümüş bir rejim.

10.02.2017 tarihinde Diyarbakır Ulucami’de, Cuma namazı öncesi yaptığım vaazda üç bin cemaatin hepsinin bana bakmasını sağladıktan sonra, “Bu üzerinde oturduğum kürsünün kilosu kaçtır?” diye sordum.

Elli, kırk, seksen, yüz, otuz gibi farklı rakamlar söylediler.

Bu kürsünün kaç kilo olduğunu öğrenmek için oylama yapmak istiyorum, elli diyenleri, seksen diyenleri, yüz diyenleri, otuz diyenleri oyunuza sunuyorum desem ve sizler istediğiniz rakama el kaldırsanız ben de dört şahitle saysam ve sonunda elli diyenlerin oyu bir fazla geldiğine göre bu kürsü elli kilodur” desem doğru olur mu? Dediğimde koro halinde “olmaz” dediler.

Peki, kürsünün, kilosunu yanlış bilsek veya hiç bilmesek bize ne zararı var? “yok”

Ne yapalım “Tartalım” dediler.

Bizi yaratan, neyi nasıl yapacağımızı bize öğreten kitabını bize terazi olarak indirmiş ve:

“Doğru teraziyle tartın.” (İsra süresi ayet 17/35, Şuara süresi ayet 26/182)

Yürüyüşümüzle ilgili ayet vardır. Bakışımızı ayarlayan ayet vardır, ses tonumuzu ayarlayan ayet vardır. Aile ilişkilerimizi, komşuluk haklarımızı, edep, terbiye, saygı, sevgi, tartı, ölçü, dostluk, düşmanlık sınırları, ülkelerle, dünya insanıyla ilgili ölçü olan ayetler vardır.

Masanın, kürsünün, kilosunda bile oylamaya gitmiyoruz da insanlığın hayatını ilgilendiren konularda neden terazimiz olan Kur’an ve sünnete sormuyoruz da bizleri hâlâ sömüren, paramızı pul eden, kendimizi kul eden, namusumuzu yerlere seren, düşmanca saldırının her türlüsünü yapan terazisi olan Tevrat ve İncil’in ayarını bozan adamların koyduğu kurallara uyarak yıllarca kapısının önünde bekleten ve bir türlü içeriye almadığı gibi bakmaya bile izin vermeyen adamların kurallarına göre biz birbirimizin yüzünü, özünü tırmalamaya devam ediyoruz?

Kur’an’ın bir tek oruç ayeti, 80 milyon Türkiye Müslümanlarını, dünya genelinde bütün Müslümanları bir araya getirdiğini herkes bildiği halde politikacılarımız bizi biz yapacak malzemeyi bize düşmanlık yapanlardan ithal etmeye çalışıyorlar.

Bu ayeti üç defa Ulucami cemaatine tekrarladıktan sonra üç bin cemaatle beraber koro halinde okuduk ve sonunda “Ezberleyenler parmak kaldırsın” dediğimde çoğunluğu kaldırdı. “Ezberleyemeyenler parmak kaldırsınlar” deyince bir kaç tane el kalktı. “Ezberleyenler, ezberleyemeyenlere yazıversin” deyip “Fatiha” dedim.

#MahmutToptas #Mhmt190509

(10)

Loading Facebook Comments ...